Yazılar
Recep İvedik: Bir Halk Kahramanı (!)
Gönderen: muhammed özmen Pzt, 14/04/2008 - 21:30
Kocaman göbeği, kalın kaşları, kirli sakalı, kıllı vücudu, garip gülüşü, küçük kırmızı arabası, Hawaii gömleği, farklı esprileri, ağzından düşmeyen sigarası ile bir halk kahramanı olarak sunulan Recep İvedik gerçekten Türk halkının kahramanı mı?
Hollywood; Superman,Batman,Örümcek Adam,Hayalet Sürücü gibi çizgi roman kahramanları ile Amerika’nın güç imajını tazelemekte ve bu kahramanlar sayesinde kesesini doldurmaktadır.
Yeşilçam ise şanlı tarihimizden Battal Gazi, Kara Murat, Tarkan, Malkoçoğlu gibi vakti zamanında yaşamış kahramanları işleyen, çoğunun başrollerinde Cüneyt Arkın’ın oynadığı yapıtlara imza atmıştır. Bu filmlerde kahramanımız genellikle Bizans kızlarına gönül kaptırmakta ve film boyunca onlar için ölümüne mücadele edebilmektedir. İçeriğinde din namına sadece ‘şehit’ olurken mırıldanan kelime-i şehadet olan bu tarz filmler ne yazık ki bizim kültürümüzü tam manasıyla yansıtamamaktadır. Biraz abartılı olmakla birlikte aslında bu kahramanlar Hollywood’un çizgi roman kahramanları yanında daha gerçekçi durmaktadır.
Sair
Gönderen: Edip Ozan Karaoğlu Çar, 02/04/2008 - 21:27
said aydın’a..
“ölenlerin adını unutma”
Şurada bir dize duruyor. Çok önce yazmışım gibi, seni hiç gitmemişsin gibi duruyor.
Sen hiç gitmemiş ol. Bu dizenin adı olsun bu: sen hiç gitmemiş ol. Bir ada sahip tek dize bu olsun. Üzümün ve ekmeğin ve erguvan kokusunun da ayrı ayrı ve sadece bizim bildiğimiz adları olsun.
Atonal melodilerimiz olsun. Bizim şarkımız hep aksak olsun. Sen daha şarkı başlamadan ağla, ben hayret edeyim güneşin her gün doğuyor olmasına. Ben henüz kovulmamış olayım.
Pencereyi açıp karın yüzümüze düşmesi için dua edelim. Yüzümüze düşen her kar tanesi için yeniden dua edelim. Bütün dularımız için yeniden. Duamızın bir adı olsun. Itri’nin bestelerinden birine koyalım duamızı. Bayram namazlarında okunsun, çarşılarda bir güzelin yüzünü gördüğünde biri, ağlarken okunsun, ölürken.
Karşılaşma
Gönderen: ender alan Pzt, 24/03/2008 - 00:38
Abi kardeş minibüste ikisinin de gözleri ilerlerde bir yerlerde boşlukta, dalgın seyir halindeydiler. Kafaları ve vücutlarının duruşu dikti. Zor gününde dik kalmayı tercih eden aile geleneğinin göstergesi, şimdi kalıtım yoluyla ailenin son iki erkeğinde kendini devam ettiriyordu.
Abi arada henüz bugün tanıdığı/haberdar olduğu kendisinden yirmi yaş küçük kardeşine tam ona doğru yönelmeden bakma girişimlerinde bulunuyor, bakmak ister gibi kafasını sola aşağıya çevirir gibi oluyor, sonra vazgeçiyor eski vaziyetini alıyordu. İşin gerçeği uzaktan bakınca kardeş oldukları hiç de anlaşılmıyordu. Hele henüz bugün karşılaşıp tanışan iki kardeş oldukları, tahmin edilemez ihtimaller arasındaydı. Birbirlerine karşı mesafeli duruşları sanki yan yana denk gelmiş iki yolcuymuş görüntüsü veriyordu. Benzer bakışlar benzer duruş ama birbirini umursamaz tiplerdi.
İlerlemekte oldukları yolun her iki tarafında yol boyunca devam eden mezarlık vardı. Yolcular arasındaki yaşlıca kadın
"Murder Me Mickey!": Natural Born Killers'ın Hatırlattıkları ve Medya
Gönderen: Şemseddin Cihan Cum, 21/03/2008 - 00:54
Natural Born Killers filminde, Mickey ve Mellory Knox çiftinin yakalanıp hapishaneye getirildiği sahnede, hapishanenin önünde durup çifte destek veren kalabalığın içinde açılan akıllara zarar pankartta yazar bu kelimeler: Murder me mickey!
Kesinlikle Deccal'i (The Anti-christ) oynayan bu iki çiftin kronik bir biçimde işledikleri cinayetler ve arkalarında yaptıkları cinayetleri anlatacak birilerini bırakma semptomları, bu müthiş çifti varolan medyatik sürecin bir parçası yapmaktadır. Bu medyatik süreç, aslında sistemi yok etmekle tehdit eden bu iki Anti-christ'ı bile öyle bir şekilde kutsamaktadır ki, kalabalığın içinden birisi -ki şüphesiz bu süreç içerisinde iyiden iyiye yabancılaşmış ve Deccal'den kendi ipini çekmesi için medet uman birisidir bu kişi- bir pankartla Mickey Knox'tan kendisini öldürmesini istemektedir.
Kanımca Natural Born Killers'ın en vurucu sahnelerinden birisi burasıdır, buradaki eleştiri çok ciddidir: Deccal'in bile bir süperstar muamelesi gördüğü bir toplumsal yaşamda sistem aslında kendisini öyle bir kurmuştur ki, sistemi en marjinal yollarla sallayan, darmadağın eden şu devrimci Anti-christ'lara bile medyatik süreç içerisinde sağlam ve sarsılmaz konumlar sunulmakta, böylelikle medya bir kez daha hizmetkarı olduğu söyleme borcunu ödemektedir.
Ankara Notları - 2
Gönderen: Osman Mazlum Pzt, 17/03/2008 - 03:57
Bazı zamanlar İstanbul dışındayken başıma gelirdi, yazın Ankara’ya geldiğimde de çok sık oldu; oturuyor olduğum yeri İstanbul’daki bir yere (bir sokağa, bir geçide, bir duvara) benzetip, oradaymış gibi hissediyorum. Zaten şehirleri yahut sokakları daha önce gördüğüm şehirlere ya da sokaklara benzetmekle malul bir zihnim var. Ece Ayhan okuduğum, hatta hayatın büyük bir kısmını, anlayamadığım Ece Ayhan kavramlarıyla karşılamaya çalıştığım zamanlarda günlüğüme sık sık “çıfıt çarşısı” yazardım, yine Ece Ayhan’dan alıntılayarak kullandığım “zihin” için. TDK “zihin” kelimesine, “Canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerinin bütünü.” diyor. “Davranış” kısmından bağımsız bir biçimde diyorum şimdi ben bunu; gittiğim her yeri bir başka yere, havsalamdaki bir eski görüntüye benzettim ve bundan neredeyse sapıkça bir haz duydum. Ankara’yı İstanbul’a benzetmek, bu “zihin sürçmesi”ni yaşamak gibi sanırım. En iyi de bu kelimeyle karşılanabilir: “sapıkça”.

Son Yorumlar
1 gün 21 Saat önce
4 Hafta 1 gün önce
5 Hafta 2 Gün önce
7 Hafta 5 Gün önce
8 Hafta 2 Gün önce
9 Hafta 1 gün önce
9 Hafta 6 Gün önce
10 Hafta 5 Gün önce
11 Hafta 4 Gün önce
12 Hafta 13 Saat önce