Said Aydın Külliyâtı
İnciraltı İçin Ağıt
Said Aydın - Ekim 30th, 2008
İstanbul’un Küçükçekmece’sinde, Çekmece Gölü’nün üzerindeki köprüden içeri doğru girildiğinde, karşılaşılan sokaklardan birinde, deniz artık sırt tarafında kalmışken, sağ tarafta bir çay bahçesi vardı. Şaban Abi işletirdi orayı. Heybetli, gençliğinde şiir yazdığını söyleyen (bunu biraz kısık sesle söylemişti hatta) bir adamdı Şaban Abi. Çok güzel turşular, gözlemeler, çaylar satan bir adamdı Şaban Abi, İnciraltı’nda. Ve sahiden büyük bir incir ağacının altındaydı İnciraltı. Bahçeydi, çay bahçesiydi. Şaban Abi vardı içinde. Gazete okuyan orta yaşlı insanlar, oradan geçerken tesadüfen bahçeye girmiş insanlar vardı, bazen de biz vardık. Biz; Kayhan ve ben. Kayhan bir şiirinde geçirmişti adını İnciraltı’nın, Şaban Abi’nin. Ben ise acemi denemelerden birinin içinde. Kayhan o şiiri yayımlamıştı diye kalmış aklımda, bir gençlik hevesimiz olan Kültürel’de. Ben o denemeyi yayımladım mı, hiç hatırlamıyorum. Denemenin kendisi yok elimin altında şimdi. Kim bilir nerede, hangi kâğıtların içinde şimdi.
İçimden Semtler Geçiyor
Said Aydın - Haziran 28th, 2008
“Süleyman Sertkaya'ya
Başak Abla ve Bahar Abla'ya
Ahmet Anık'a”
Başka bir yazıda söylemiştim, “toplulukların karşısına” şiir yahut yazı ile çıkacağım önceden, benim kararım beklenmeden verilmiş gibiydi çocukluğumda ve ilkgençliğimde. İlkokul dörtte öğretmenimiz için düzenlenen veda partisinde “püfür püfür” kısmını hatırladığım o şiiri okumak mesela, ortaokulda ve özellikle lisede henüz şiir miir yazmamışken adımın bir şekilde “şair”e çıkmış olması, kompozisyon ödevlerinde ve yazılılarında kendimi sorumlu hissetmem… Bütün bunlara ben karar vermemiştim aslında, bir şekilde böyle gelişti ve ben de “tamam” demiş bulundum sanırım. Birçok başka (ve önemli) etkiyle beraber kendimi üniversitede buldum; İstanbul’da Türk Dili ve Edebiyatı okuyan biriydim artık. Hiç unutmuyorum elbette; lisans birinci sınıftayız, Fundagül Apak isimli bir hocamız var, “Okuma Yazma Atölyesi” isimli derste enteresan şeyler deniyor. Bir gün elinde teyple geldi, hiçbir şey söylemeden bir şarkı dinletti, ardından bir yazı okudu. Sonradan öğrenecektik, şarkı George Michael’in bir şarkısıydı, “Karşının Işıkları” ismindeki İstanbul yazısı da Murathan Mungan’ın bir yazısıydı. Ardından hoca “Paris güzel bir kadın gibidir, her dilde ilân-ı aşk eder
Doğduğum Yer - Kızıltepe - O Bahçeden Söz Etmekten Korkma
Said Aydın - Şubat 17th, 2008
“vicdan azabı rolünde yaşamak niyetindeyim,
kendimden bahsettiğime bakmayın,
asıl mesele sizsiniz”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar
Bu yazıyı günlerdir düşünüyorum. Aynısı, yıllar önce okul dergisi çıkarmaya niyet ettiğimiz heyecanlı zamanlarda “şair dosyası” yaparken de başıma gelmişti. “Cemal Süreya Dosyası” yapılacaktı, ben büyük bir heyecanla hemen kabul etmiştim, ardından aynen bu yazıdakine benzer sıkıntı gelip kurulmuştu orta yere. Oranın girişinde de böyle bayat kullanımlar var mıydı, hatırlamıyorum şimdi. O dergiden söz ederken “yıllar önce” demek de garip ya, neyse. Dosyayı bir çırpıda yazabileceğimi düşünüyordum, hiç zorlanmayacağımı. Ama tabii ki öyle olmadı, ben günlerce çırpındım yazabilmek için, evde bir kitap yığını içinde dönüp durdum,



