İdris Ekinci Külliyâtı
Saklı İmkan
İdris Ekinci - Kasım 27th, 2008
Son dönem Türk şiiri, İkinci Yeni’nin yedeğinde ve gölgesinde kaldı. Tek tek açılımlar ve sivrilmeler olsa da Türk şiiri, 1945-1955 yılları arasındaki büyük atılımı gerçekleştiremedi. Akımlar ve gruplar şiir aleminde ses getirecek bir olgunluğa erişemedi. Güçlü bazı isimler şiirin nabzını tutsalar da geride bir gelenek ve devamlılık kurulamadı. Bu menfi yargılardan sonra Türk şiirinin gidişatının pek de iyi olduğunu söylemek oldukça güç; fakat 80 sonrası oluşturulan birikim şiirin hala yaşadığını ve ustaların emeğinin boşa gitmediğini gösterecek kimi isimleri gün yüzüne çıkardı: Hüseyin Atlansoy, İbrahim Tenekeci, Ömer Erdem, Bünyamin K., Ali Ayçil, Hakan Arslanbenzer, Hakan Şarkdemir, Haydar Ergülen, Hüseyin Kaya, İsmail Uyaroğlu, İhsan Deniz şimdi aklıma gelen isimler. Bu isimler arasında yazımızın da konusunu teşkil eden Ali Emre’yi zikredebiliriz.
Ali Emre ‘Kıyamet Mevsimleri’ ve ‘Milyon Sesli Mızıka’ adlı iki şiir kitabı çıkardı ve bu aralar üçüncü şiir kitabı yayıma hazırlanıyor.
yalnız ardıç (cahit zarifoğlu şiiri ekseninde hayat ve şiir)
İdris Ekinci - Kasım 13th, 2008
Aslında bütün masal “Sultan” şiiri içerisinde gizli. Sultan’da bir ömrün acısı, özlemi, gayesi hasılı Zarifoğlu masalının ana hatları bulunmakta. Bütün bir hayatın, bir kaygının ve bir yerlere yetişme trelaşının içinde geçmesi; bizlere şiiri ve duyarlılığı getirmiştir. Şimdi yalnızca acı var ortada// Gamzem oyuyor düşüncemi/Kime eşitim nasılım nerdeyim/ Gamlanmaktayım. Evet, birileri hayatın sathında veya kıyısında dolaşmak yerine sanki bütün insanlık adına bu meczup akışın tam ortasına atlamıştır ve kendi kendine bin uykusuz gece geçirdin/yeni bir uykusuzluk binliği aç diyebilmiştir. Kalbin şuurundan süzülmüştür yaşamak ‘ın narin adımları. Ha ben ha varlık göçmeni kalbimin şuuru demek, dünyevi yükleri sırtından atmış, sadece taşınması gerekeni yanına almış bir duyuş, bir duruş demektir. Çünkü bir hak vardır ortada. Verilmesi gereken, yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük: şu küçücük kalbde/(yaman halimiz helal ettiremezsek)/nice hakkın yüklü. Bu bir taşın altına elini koymanın resmidir, bu bir soylu meşakkatin omuzlanmasının adıdır. İnsan büyük buyruğun, kadim emanetin yılgınlık tanımayan memurudur, olmalıdır.
Cahit Zarifoğlu derken neden illa ki şiirden dem vururuz? Şiir olmasa, şiir Zarifoğlu ile aramıza girmese nasıl bir iletişim kurardık, kurabilir miydik? Herhalde bu sorulara olumlu cevap verebilmek biraz zor olsa gerek. Çünkü bizzat kendisi yazdıkların şiir değilse kalsın diye seslenir ve ardından devam eder: cennette sevdan çık dışarı.
Geleneğin Dirildiği Kalem: Beşir Ayvazoğlu
İdris Ekinci - Ekim 4th, 2008
Kırk yıl önce Sivas’ta çıkan Hizmet Gazetesi’ndeki yazısıyla edebiyat ve yazın dünyasına adımını atan Beşir Ayvazoğlu, bugün Türk Edebiyat’ındaki sağlam yeri ve önemiyle her zaman hatırlanması gereken bir isimdir. Yirmiyi aşkın, deneme, biyografi ve inceleme türündeki eserleriyle ve şairlik damarının kattığı nezih ve temiz üslubuyla Türk Edebiyatı ve Sanat’ı ile iştigal eden herkesin uğramadan geçemeyeceği bir yazardır. Kırk rakamının geleneğimizde önemli bir yeri vardır. Sufiler riyazet için kırk gün kimse ile görüşmezler, cenazelerimiz vefatlarının kırkıncı gününde dua ve yemeklerle anılır, doğan çocukların kırkıncı günü olgunluğa adım attıkları gün olarak önemlidir vs. Yazarımız Beşir Ayvazoğlu da yazın hayatındaki kırk yılını doldurması hasebiyle saygıyla anılması gereken büyüklerimizin arasında yerini almıştır.
Ayvazoğlu, eserlerini vücuda getirirken üsluba oldukça dikkat eden bir yazardır. İnceleme ve biyografi eserlerinde özellikle oluşturmaya çalıştığı akıcılık onun için çok mühim bir unsurdur. Bilgilerin ruhtan yoksun, arka arkaya dizilip yazının ağırlaşmasını hiçbir zaman tasvip etmez.



