Kategoriler
Esaret Yahut Erdem
İnsan, varlığını bir tanıma bağlamak zorunda. Varlığını anlamlandırabilmenin ilk koşulu bu. Tanım her şeyden önce gelir çünkü. Neyi nasıl tanımladığımız kendi tanımımızı, sahip olduğumuz bu tanım da kimliğimizi oluşturur. Zengin, yoksul, beyaz, siyah, işçi, köylü, entelektüel, cahil, sosyal, asosyal bir sürü tanım mevcut.
Herhangi bir oluşumun parçası olmak insan olma vasıflarından biri. İnsan sosyal olmak zorundadır. Kişilerin bağlı bulunduğu ya da muhabbet duyduğu oluşumlar tanımına uygun olduğunu düşündüğü insanlar tarafından ortaya koyulanlardır. Kendisi gibi düşünen insanlar arasında yer alabilmek için yoğun bir çabanın içine girer. Bir bütünün parçası olmak kişiye direnç ve güven kazandırır. Bu kazanımlara ulaşmak için kendimizi kabul ettirmek zorundayız. Kimliğimizi kabul ettirebilmenin ilk koşulu oluşturduğumuz tanımı insanlara doğru anlatabilmektir. Geçerli argümanlar, oluşturduğumuz tanımın doğru anlaşılmasını sağlar.
Cemaatlerin, örgütlerin, sivil, siyasi, sosyal, kültürel birliklerin bir amaca yönelik faaliyetleri, insanları bu amaç adına bir araya getirir. Biz bir amaca hizmet edeceğimizi düşünerek bu birliklere katılırız. İlk amacımız ise kendimizi güvende hissetmektir.
Karmaşık dünya medeniyeti ve global etkileşim bir tanıma sahip olmaktan çok tanımlanma ihtiyacının giderilmesi gerektiğini söylüyor. Kimliğin değil nasıl tanımlandığının, göründüğünün önemli olduğunu anlatıyor. Kimlikler onlara biçilen rol ile tanımlanıyor.
Modern addedilen insan kelimenin tam anlamıyla “esaret” altında. Yaşadığımız zaman diliminde doğru ya da yanlış bir bütünün parçası olma ihtiyacı kişinin kendi tanımını ortaya koymasını engelliyor. Kendi tanımıyla ortaya çıktığında yalnızlıkla korkutuyor. Kendi kendine yetecek donanıma sahip değil çünkü. Bu yüzden beğenilerini başkalarının beğenilerine, fikirlerini başkalarının fikirlerine raptediyor. Bu durum kolektif bir bilinç ortaya çıkarmaktan çok sürü psikolojisinin yaygınlaşmasına neden oluyor. İnsan kendini kabul ettirmek adına esareti kanıksıyor.
Toplum hem görüntü hem de zihinsel olarak birbirine benzeyen tekdüze bir bütün halinde. Kendi tanımını oluşturmakta ve bu tanımı kabul ettirmekte inatlaşan insanlar aykırı kabul ediliyor. Toplumdan temizlenmesi gereken habis varlıklar oldukları düşünülüyor. Bu insanlar doğruyu yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, salt toplum gidişatının aksi istikametinde beyanlar vermekten dolayı yargılanıyor. Doğru söyleyeni de yanlış yapanı da aykırı diye dokuz köyden kovuyorlar.
Bize düşen gerçekçi olmak konusundaki inancımızı her ne olursa olsun bırakmamaktır. Kaybedeceği bir şeyi olmayan insanlar olarak değil, kaybedebileceği bir çok şeye sahip olduğu halde gerçekçi olmayı erdem kabul eden insanlar olarak hayatımıza devam etmek zorundayız. İnsan olmamızın anlamlarından biri de budur. Hayatı ya da kendimizi tanımlarken, olaylara bakış açımızı insanların görüşüne sunarken bu bilinç ile hareket etmek durumundayız. Yalnız kalmayı göze almalı fakat bu yolda yalnız olmadığımızı, gerçekçi olma inadındaki insanların varlığını hesaba katarak yalnız kalmayacağımızı, hiç kimsenin olmadığı yerde Yaratıcı’nın varlığından destek alabileceğimizi bilerek esareti reddetmek boynumuzun borcu. Bu bilinç ancak yeterli donanıma sahip olduğumuzda ortaya çıkacaktır. Kabul edilmek adına verdiğimiz tavizler yüzünden aslında hiç olmak istemediğimiz bir insan haline gelmemiz işten bile değil.
- Mustafa Karasoy Yazıları
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
Yorumlar
kendin kalabilmek
kabul edilmek yerine kabul etmek hep daha kolay ve alışılmış gelir insana. arkasını dönüp bir de bakar ki sıradanlaşmış diğerleri gibi işte o diğerleri değilde kendin olarak kalabilmek koca bir yürek ister
esaret
çok doğru! 'Kabul edilmek adına verdiğimiz tavizler yüzünden aslında hiç olmak istemediğimiz bir insan haline gelmemiz işten bile değil.'