Ateş Bandosu'nda Cenk Marşları

Ateş Bandosu'nda Cenk Marşları

musvedde.net - Ekim 26th, 2008

Gürültülü bir hayatımız var. Kendimize ne kadar sakinliği telkin etsek de yaşadığımız çağ kendini susmak bilmez bir koroya teslim etmiş durumda. Durmamız, konuşmamız, sevdamız bile yüksek bir perdeden seslenir oldu. Suskunluğu, sakinliği kaldıramayan zamanlar yaşıyoruz.
Şiirin zihne yaptığı ilk çağırışım; sakinliktir. Bu çağrışım özellikle günümüz şiirinde geçerliliğini yitirmeye başladı. Edebiyatımızın birçok döneminde şiirin yükselen sesini de duyduğumuz olmuştu ama günümüzde şairler bütün ezberleri bozan bir savaş hazırlığına girişmiş durumdalar.
Mustafa Celep, ilk kitabı Ateş Bandosu ile dergilerden sonra kitabıyla karşımızda. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi karşımızda sesini yükselten bir şair duruyor. Kitabın ilk şiiri “Çıkartma” ile şair amacını belli ediyor. “Tanrım, zincirlerimi çöz, aşka ışık olayım / Tanrım, göğsümü geniş kıl, konuşabileyim”

Şair, söyleyecek sözü olan kişidir. Şiiri ne kadar imgelerle dolu olsa da, üstü kapalı olsa da sözünü hedefe en isabetli gönderen kişidir. Mustafa Celep’in şiirlerinde her şey yerindedir ve şair sözünü dosdoğru dile getirmektedir. Çünkü şair teslim olması gerekene tam bir bağlılıkla yüz dönmüştür. “İşte kapındayım, köz oldum dirilt beni.”
Günümüz genç şairlerinin sık kullandıkları ve en çok eleştirildikleri şiirdeki tekrarlar, Mustafa Celep şiirinin en değişmezleri arasındadır. Şiirde tekrarlar yerinde kullanılmadığı zaman, şiiri boğan, ritmi bozan bir özellik olarak karşımıza çıkmakta. Ateş Bandosu’ndaki şiirlerde de tekrarlar göze çarpan en belirgin tekniklerden biri. Fakat şiiri boğmayan, ritmi kuvvetlendiren, şiirin temasını zihne işleten bir ustalıkla karşımızda durmakta. Kitabın ilk şiiri Çıkartma’da Mustafa Celep; “ben buradayım” seslenişini on bir kez yineliyor ama bu yinelemeler yerli yerinde olduğundan kulağı tırmalamıyor.

“Ben buradayım bir yere gitmiyorum
Ben buradayım ve size yalvarıyorum
Ben buradayım siz gidin ben gelmiyorum”

“Zatıyla bir adamın bir adama ettiği
Zatıyla bir kadının çocuklara ettiği
Zatıyla komutanın komut verdiği” (s.20)

Her şeyi kategorize etme alışkanlığı artık yakamıza iyice yapıştı. İnsanları, mekânları, çiçekleri, esen rüzgârı, geçip giden günleri gruplara ayırmadan duramıyoruz. Yeni yeni adlandırmalar yapar olduk. Yeni isimler icat ettik. Şiirimiz de bundan payını aldı. Günümüzün sesi yüksek şiirine neoepik dedik. Hatta neoepik şiir ve diğerleri diyecek kadar ileri gidenler bile oldu. Böyle bir sınıflandırmada Mustafa Celep’in şiirlerini illaki bir yere oturtacaksak, neoepik şiirin tanımının başköşesine koymamız gerekir. Bunu yaparken onun bir şiirinden yola çıkarak değil bütün şiirleri göz önüne alınarak bu adlandırma yapılmalı. Çünkü Mustafa Celep’in şiirleri sesi yüksek, direnci bilenmiş ve “konuştukça güzelleşen bir savaş şarkısıyım” diyen bir şiirdir. Onun şiirlerinde Ateş Bandoları, esrik atlar, hançerler, kahraman halklar, ehl-i kılıç” tam tekmil bir savaş için hazırdır. Direnişin, soylu bir başkaldırının dizelerden ayağa kalkmasıdır.

Şair yeni şeyler söylemek için yola düşendir. Eskinin tekrarı, kendinin tekrarı olan şiir günübirlik bir hevesten öteye gidemez. Mustafa Celep şiir poetikasını yine bir şiiriyle ortaya koyuyor. “Herkes gibi değil asaletten çatlayarak” şiiri onun poetik başkaldırısının şiiridir. Bu şiir ayrıca, bir poetikanın ortaya konmasının yanında şiir dünyasına da eleştiriler içeren bir şiirdir.

“Yeni bir şiir tarzı gerekli bu sarhoş akıntıya
Herkes gibi değil asaletten çatlayarak
Damar damar coşturup kanı bir davranış biçimi yani bir bakış bir karşılık olarak”

Ve şair görendir, görmesi gerekeni, en hassas olunması gerekene duyarlı olandır. Mustafa Celep Ortadoğu, Filistin, Amerika vurguları ile bu duyarlılığını şiirlerinde ortaya koymuş ve duyarsızlığa karşı duruşunu pekiştirmiştir.

“Kan revandı Ortadoğu atları yorgun düştü
Amerika! Amerika!
Kanlı güller gibiydi bakışın Ortadoğu’da
Kanlı güller gibiydi.”
“Filistin’de bir çocuk Filistin’de bir adam Filistin’de bir kadın kadınlar
Aklımın ortasında bir tomurcuk savaşmaya açıyordu Ortadoğu kan revan”

Mustafa Celep, Ateş Bandosu ile akıp giden düzeni bozmak için düştüğü notları bir koro halinde seslendirmiş ve meydanda olduğunu bir kez daha haykırmıştır. Bu ilk kitap gösteriyor ki, Mustafa Celep’in söyleyecek daha çok sözü olacaktır. Çünkü dünyanın düzeni ritmi bozuk şekilde akmaya devam ediyor.

“Ben o hançerden konuşmaya geldim
O yürüyüşe açılan şafak ne güzeldir koşmaya geldim.”

Mustafa UÇURUM - Aşkar Dergisi Sayı 3

m.celep şiiri hakkında

''neoepik şiirin tanımının başköşesine koymamız gerekir''

bu çok saçma bir laf olmuş mustafa uçurum. m.celep'in şiirini okumuş olmasak resmen bize yutturacaksın. ne demek baş köşeye oturtmak? fazla yüksekten uçmuşsun gibime geldi.

ayrıca yeni isimler icat ettik de ne demek? epik şiirin yeni bir şey olmadığını teorisyenin ağzından kaç defa duyduk. epik şiirin canlanması var, ortada olan şey sadece bu.

''Günümüzün sesi yüksek şiirine neoepik dedik''

sen böyle diyorsun ama bu böyle değildir yani. sadece sesi yüksek diye bir tanımlamayla kestirip atman saçma olmuş. sesi yüksek olma bişeyler söyleme anlamına gelmeyebilir. kuru gürültü mü yani bu? çok kötü, yüzeysel kaldığı için yanlış anlaşılmalara elverişli tanımlar bunlar. böyle şeylere girmemen gerekli.

''İşte kapındayım, köz oldum dirilt beni''

bu mısrayı yazan birini neo-epik şiirin başköşesine oturtmuşsun. çok gülünç doğrusu. (m.celep alınmasın onun yazdıkları değil, sözkonusu olan şey onun yazdıklarına mustafa uçurum'un yanlış açılımlar getirilmesi.)

Posted by selman ertaş (doğrulanmadı) on Çar, 19/11/2008 - 22:54
Neoepik dedikleri…

Kavramlar üzerine şu an konuşmanın gereği yok. Söylenen söylenmiştir. Kavramların çarpışmasından oluşacak karmaşa malumdur ki ancak zihin karışıklığına yol açar. Elbette birkaç noktaya da açıklık getirmek de yarar var.
Epik şiirle neoepik olarak adlandırılan şiirin birbirinden farklı olduğunu vurgulamaya gerek yok. Neoepik şiirde Mustafa Celep’in yerini belirleme gereği hissettim çünkü Mustafa Celep’in şiiri bir tanımlamaya kaynaklık edecek derecede söyleyişi gür bir şiirdir.
Sesi yüksek şiir demek; cesur şiir, mücadeleci şiir, yürekli şiir demektir. “kuru gürültü” benzetmesi asıl kuru söz olarak geldi bana. Günümüzün epik şiirinin alanı savaş meydanları değil metropolün tam ortasıdır. Şair ayakta kalmak için, mücadelesi için sesini elbette yükseltmek zorundadır. Neoepik şiirde kılıç şakırtılarının, savaş naralarının yerini şairin ayakta kalmak için savurduğu heybetli sesi almıştır.

Yanlış tanımlamalar falan demişsiniz. Yani din literatüründen bahsetmiyoruz. Konumuz şiir. Tanımlamaların da öznel olması kaçınılmazdır. Tehlike yok. Yüreğiniz ferah olsun!!

''İşte kapındayım, köz oldum dirilt beni'' diyen Mustafa Celep neoepik bir sesle bu dizeyi söylemektedir. Çünkü dirilmek vardır sonunda. Dirilmek direnmektir, mücadele için ayağa kalkmaktır. Epik şiirden değil de neoepikten bahsedeceksek bu dize tam yerinde bir dizedir.

Kavramlar üzerine fazla takılmak, bir yazıya önyargıyla yaklaşmak yanlış bir duruş olur ancak. Şunu da unutmamak gerek. Benim yazım bir kitap tanıtımı. Ben Kırklar dergisinde neoepik üzerine birçok yazı yazmıştım. Onları baz alan bir eleştiri olsaydı amenna diyecektim ama ne yer ne de zaman isabetli olmamış.

Sağlıcakla kalasın.

Posted by Mustafa Uçurum (doğrulanmadı) on Çar, 17/12/2008 - 17:45
neo-epiğin başköşesi, yüksek sesli şiir

merhaba

neo-epiğin ses üzerine kurulu bir şiir olduğu doğrudur. fakat sadece sesle hiçbir yere varılmadığı daha doğrudur. salt ses üzerine kurulu, kelimenin en geniş anlamında fikir içermeyen şiire örnek mesela edip cansever'in şiiri olabilir. neo-epikten esinlenmiş, etkilenmiş fakat neo-epiğe fazla katkıda bulunmamış, muğlak, müphem, burjuvaesk bir şiiri var cansever'in. neo-epik aynı zamanda bir muhalefet şiiri olduğu, dahası popülist bir şiir olduğu için bir şiirin yüksek sesli olması mutlaka neo-epik olduğunu veya neo-epik içinde öncelikli bir yeri olduğunu göstermeye yetmez.

mustafa celep'e ya da mustafa uçurum'a özel bir durum değil söz konusu ettiğim. belli bir dönemde ortaya çıkan şiirlerde şeklen bir yakınlık olmasından yola çıkarak hepsini bir tek şey gibi kabul etme eğilimi yeni bir şey değil. memet fuat, biz sanıyorduk ki diyor orhan veliyle asaf halet aynı şiiri yazıyor. bugünden bakılınca birbirine çok uzak görünen bu şairler 40'ların başında aynı tuhaf, garip akım içinde görülebiliyordu. alışıldık mısra kurma tarzını terk ettikleri için sadece. yani şeklen hece vezninden saptıkları için.

bugün de haykıran, tumturaklı konuşan şiir, genellikle neo-epik şiirin radyoaktif etkisiyle, yayılıyor. mısra uzunlukları da mısra sayıları da çoğalıyor. ben yerine biz zamiri, gülşen ü çemen yerine dünya ve insanlık kelime dağarcığını belirliyor. fakat bunların çoğunu safdışı bırakmak için icat ettiğim, sadece belli tipte epik şiirleri dahil etmek için kullandığım neo-epik teriminin püf noktası da bu işte. dünyayı akla karaya bölmek yeterli değil neo-epik şiir için. çapraşıklığı esas edinmek gerekir. sezai karakoçun,

ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz

haykırışı belli bir çapraşıklığın dışavurumu olarak neo-epiğin alt sınırını, çıtasını belirleyen ifadelerden yalnızca biridir. neo-epik, öte yandan, modern müslümanın veya türkün, diğer milletlerin yanı sıra karşı karşıya kaldığı çapraşıklığın salt dışavurumundan ibaret değildir. çapraşıklığın dışavurumu neyin nasıl çözülebileceğini veya nasıl çözülemeyeceğini duyurmalıdır aynı zamanda. bu yanıyla dikey manada siyasi bir şiirdir neo-epik şiir. belli camia, kampf, çevre-muhit, parti, memleket taraftarlığı yetersizdir.

mustafaların her ikisinin neo-epik bakımından eksik gördüğüm tarafı, islami camiaya inanmalarıdır. inanılacak, güvenilecek bir "bizimkiler", bir camia olduğunu kabul etseydik zaten neo-epik değil de islami edebiyat deyip geçerdik. ismet özel'in cuma mektuplarının ilki olan "bir siperden söz ediyorum" yazısını okuyun, burda söylemek istediğimi daha iyi anlarsınız. bir şairin dindarlığı, gelenekçiliği, şiirsel duyarlığı bu şairin şiir açısından doğru tarafta, burada neo-epiğin tarafında olduğunu koşullamaz. zaten "dindar" şairlerin çoğu islami konuları veya ıstılahları sadece telmih olarak kullanıp geçerler, tıpkı bir zamanlar yahya kemal'in yaptığı gibi. yahya kemal gibi şiir yazıyorlar diye düşünmüyorum mustafalar. ama genele, yani türkiyeye, gerçeğe, halka uzak kalıyorlar. her satırlarında ideolojik iddia, inanış, kabul, kaziye ve saptamalar başrolü oynuyor. oysa sıkı bir islamcı şiirde serbest koşu yapılacak boş alanları da tayin ve tespit edebilmelidir. kazımı çıkar burakı al, karlosu çıkar federsonu al... belli bir noktadan sonra taassup haline geliyor ister istemez. islamcılığın yetmediği noktaları, islamcılığın ilerletileceği noktaları bulmak zorunda şair. bunlar ilk ortaya çıktıklarında kesin fikirler veya işe yarayacağı az çok belli çözüm önerileri olmayabilirler. popülizm derken belediye popülizminden elbette söz etmiyorum. asfalt dök, park yap seçime koş. kömür yardımı yap, oy iste. hayır. biraz daha gelişmiş, biraz daha karmaşık ve çapraşık bir düşüncenin içinden geçmek zorundayız. idrak de imgelem de vasat kalabilir bu bapta. mustafaları her iki uca fazla yakın görüyorum. bazen idrake, yani intellect'e, ideolojik tespitlere, bazen de tam aksine malihulyaya, hülyaya, hayale haddinden fazla yaklaştıklarını düşünüyorum. neo-epik şiir bu bakımdan, biraz nasreddin hocanın oğlu gibi olmalı. hoca oğluna semeri eşeğin sırtına vur deyince oğlu kaldırıp yere atıyor, yere vur deyince kaldırıp eşeğin sırtına bağlıyor. hoca oğlunu tanıdığı için artık, eşeğin sırtına bağlamasını istediği semer için, yere at diyor ve oğlu da kaldırıp yere atıyor. niye yere attın diye soruyor hoca. sen hep benim söylediğimin tersini yaparsın halbuki. haklısın baba diyor nasreddin hocanın oğlu. bir kere de dediğini yapayım dedim. nasreddin hocanın oğlu böyle biri. neo-epik şiir de alışkanlık yaratmamalı. kanat akını beklentisi yarattığında ortadan hücum etmeli, kısa paslarla çıkması umulurken altı pas üzerine top şişirmeli.

mustafalar kalıpsal yazıyor. bu genellikle bir erdemdir. ama neo-epik şiir açısından değil. bir binayı çatısından itibaren sökerken yapmak gibi bir şey neo-epik. ironik realizm (murat güzel tanımı) veya siyasi şiir (eren safi öneriyor bunu da), veya ahmet güntan'ın parçalı, ham, enis akın'ın kekeme şiir gibi önerileri bu yapım-söküm macerasının başka yönlerini işaret ediyor, bunu da söyleyeyim. daha geniş bir alanda, daha çok sayıda görüşe kulak vererek, daha incelikli ve karmaşık insan deneyimlerini gözeterek yazılan, yazılırken silinen, ve tekrar yazılan bir şiir neo-epik şiir.

selamlar, iyi çalışmalar

Posted by hakan arslanbenzer (doğrulanmadı) on Cts, 29/11/2008 - 18:52
Yorum izleme seçenekleri
Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.
Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.