İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 2
Edip Ozan Karaoğlu - Ağustos 16th, 2007
I.
dışarda yağmur. içerisi yalnızlık. sokaklar ortadan kalkmadı hâlâ. gözlerimi -yeşil olanları- okyanusun vahşetine terk ettiğimden beri yalnız yürümeye de alıştım. büyük kentler gördüğüm zamanların şaşkınlığı da yok artık.
kitaplar sıralanmış, odada aynı koku, perdeler sıkı sıkı kapalı. beklemek tanığıdır insan olmanın. [geceler uzun ve yalnız] haylamıyor evet hiçbir şey. /kırılan putların yerine yenilerini koyan kim/
ömrümün ne kadarını yaşadım bilmiyorum. daha ne kadar bu sığlığa karışmaktan kendimi alıkoymaya yetecek gücüm, bilmiyorum. insanlardan, insanların sahte yüzlerinden, yeminlerinden sıkıldım. bu oyunun parçası olmadıklarını gözüme sokmaya çalışırken içten içe oynadıkları oyunlarından sıkıldım. nâdan kucaklaşmalarından sıkıldım. acı çekiyormuş gibi yapışlarından sıkıldım. hiçbiri gözlerimi -yeşil olanları- bıraktığım yerde değiller. orda olmaya cesaret edemezler. hiçbiri heder olmayı göze olamaz. [her biri uzak bir beldeden geldi/sanılsın istiyor yosmalar/böylece saygın fahişeler/arasına katışacaklar] katışamayacaklar ama hayatıma.
yalnızım. gözlerimi -kahverengi olanları- toprağa çevirdim. /aşklarım, inançlarım işgâl altındadır/tabutumun üstünde zar atıyorlar/cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır/
onca yolun yolcusu iken dün. onca yoldaş/hâldaş/can ile yürüyor iken. yalnız yürümeye de alıştım. gayrı ne göklerin mavisinden medet umulur ne de tenin yumuşaklığından. gayrı ne sabahlar beklenir ne sarılıp yatmalar. canı pek bir dünya değil artık beklenilen.
odamda açtı lale. saksının kısırlığına hapsetmiş olmamı umursamadı. yâr ü ağyar selam dursun diye koydum pencere önüne. kimsenin elinin dokunmayacağı kadar uzağa/kırılıp dökülmesine müsaade etmeyeceğim kadar yakına. tanıklık ediyor geçen günlerime. yalnız yürümeye de alıştım...
II.
can te çı jı mın kır?
can te çı jı xwe kır?
her şey olup bittikten yıllarca sonra..
baştan:
her şey olup, bir türlü nihayete ermeden geçen onca yılın üstüne..
olan her şey. yüzünden geçen mermiler. kan kokan kitaplar. göğsünde kıyametini taşıyan, korkunç nefeslerini bir bağbozumu seline kaptırıp.. her şey biraz hayattır kardeşim.
her şey biraz hayattır. durur insan. ölür bir gece. durur insan. kesilmiş tırnaklarına acısı duvarları yumruklamaktan. kangren olur. durur insan. durduğu yer sürgün..
[beni biraz anlayın beni biraz bu ikindilere bu şafak sökmelerine
...
beni biraz dirimle biraz anne sütü
..
kimselerin kanmaya yüzü olmadığı yalanlarla
sırça insanlıklarınızı taşıyın cesedimin yeldeğen yerlerine]
her şeyi hatırlıyor olmaktan yapılma tedirgin gölleri var akıl dağlarının. nefesi nikotinin havaya karışması oluyor insanın.
düşünce kör kütük sarhoş.
her şeyi bir yangına kaptırma hevesi var insanın. hevesle bir yenilgiyi kabullenmeye.. -ikrar.
sokağın tozunu kirini, evin nemli duvarlarını, dolu tablaları, sararmış kitapları..
üşüdüğünde yalnızlıktan şikâyet etmeyi hatırladığı kaybediş devinimi var.
yasemin abla söylesene yeniden ığdır'ın al almasını diyesi var.
susuşları üst üste ekleyip mezar taşı yapası var.
bütün yüzler gidiyor bir bir. giden gelmiyor geri. kimse geri dönüp bakmıyor. bakan acıya, bakan sürekli kanayan tırnaklara.. -bu tavanı garipsemekten kurtulmalıyım.
meğer bütün bu metaforlar ölümden daha büyük bir karışıklık bırakıyormuş. -kahveyi soğutmadan içmeyi öğrenmeliyim.
meğer sevgili kardeşim unutmak insan için yaşamın koşulsuz direğiymiş. -adının bir şiire kazımalıyım.
[yorgunum, beni biraz eyleyin]
her şeyin olup nihayetine ermediği bir zaman dliminden..
sebir jı mın re nina
ez jı kerba mırima
xew bı çava nakeva..
III.
sondan bir önceki kaçış faslıdır. -son da gelir elbet-
/ve ben seni sevdiğim zaman/bu şehre yağmurlar yağdı/
bir mektuba gömüp gidebilirsin şimdi her şeyi. her şeyi yaşanmamış sayabilirsin. öyle olsun.
hayat hakkında bütün bildiklerimi üç satıra sığdırabilirim artık.
bildiğim bütün çıkmazları bir çırpıda sayabilirim.
gözlerimi tavana dikip saatlerce bakabilirim.
parmaklarımın yansımalarıyla oyalanabilirim.
kitap okuyabilirim.
sigara sarıp art arda, içebilirim.
kahvemi soğutmadan bitirebilirim.
geceleri sokakları adımlayabilirim.
yağmuru iliklerime dek hissedebilirim.
odamdaki çiçeği büyütebilirim.
bir şiire daha âşık olabilirim.
arkadaşlarla sohbet edebilirim.
bir dizenin peşinde günlerce uykusuz kalabilirim.
peki bunca şeyi yapabilecekken neden hâlâ eksikliğine alışamamış olmamın acısını çekiyorum? neden her yağmur yağdığında gözlerimi göğe dikiyorum?
yalnız yürümeye de alıştım. sağ yanımda yürüyen çocuğun kanlı ellerini tutarken de yalnız hissediyorum kendimi, sol yanımda ağlayan dost yüzünün ıslağını silerken de. önüm arkam kalabalık.
bu odanın gürültüsünü bilirdin sen. duymasan da bilirdin. elimi tuttuğun her an, bildiğini bilirdim. biz birbirimizi bilirdik.
şimdi mezara benzetiyorum şu bildiğin odayı. günahlarımın çığlıkları sayıyorum bildiğin tiz sesi. ışığı açmıyorum. tavana bakmıyorum. çok sigara içiyorum. çok sigara içiyorum.
seninle son kez kucaklaştığımız sahile baktım uzun uzun. /gözlerim../ağlamadım./ bana hikayeler anlattığın gecelerde hissettiğim can havliyle sevmek duygusunu aradım. hemen kaybedecek kadar sevmeyi nasıl becerebildik böyle?
/ve ben seni sevdiğim zaman/bu şehre yağmurlar yağdı/
bereketli yağmurlar zamanındayız şimdi. ben, ne zaman yağmur yağsa o tepenin çam kokularını duyuyorum. ben, ne zaman yağmur yağsa çamura bulanıyorum. yüzüm gözüm toprak. toprak altında kalıyorum. bereketli yağmurlar zamanındayız şimdi. acıyorum.
artık biliyorum, kimi elini tutsam kanatıyorum, kimin gözüne baksam ağlatıyorum, kimde bir kucak bulsam parçalıyorum. ben bunu anlayacak kadar büyümemiştim daha.
bu yükü de yüklendim -var'ol-. /külçeler yüklüyüz ve çıkmaz istiyoruz yokuşu/
ben bu geceyi, uyumadan, şafağa karşı, toprak olsun diye her yanım, toprak altında olmak adına, sana yaşayacağım. güzel günler göreceğime kendimi inandırmaya çalışacağım. sırtıma yüklediğin gülümserlik yükünü taşıya taşıya son kaçışa hazırlanacağım.
yalnız yürümeye de alıştım. -sensiz olmaya değil-/ellerimi tut/


