Hatır Belası
Gül Doğan - Ocak 14th, 2008
Televizyonlar ve bilgisayarlar çalışıyor, kafamın içinde hep aynı mekanik sesler dönüp duruyor, radyolarda djler aşk şarkıları çalıyorlar hâlâ, minübüs şöförleri her zaman olduğu gibi çok korkusuz, insanlar işe gidiyorlar her sabah, insanlar facebooktan ilkokul arkadaşlarını arıyorlar, insanlar haberleri izleyip çay içiyorlar, saçlarını yaptırıp yasal kumarla şanslarını deniyorlar, kedilerini besleyip komşularıyla kavga ediyorlar, ahkâm kesiyorlar, reklamları izliyor, satın alıyorlar, satıyorlar, yargılıyorlar, cezalandırıyorlar, galeyana geliyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar, ve fakat hiç dinlemiyorlar.
Kimileri yazılarını yarıştırıyor, televizyon gösterilerinde insanlar yeteneklerini yarıştırıyorlar, kimi “büyük adam”lar paralarıyla satın alabilecekleri şeyleri yarıştırıyorlar, okullarda çocuklar öğretmenlerinden aldıkları yıldızları yarıştırıyorlar. İnsanoğlu hababam yarışıyor ve tuhaf bir keyif alıyor bundan.
Ben almıyorum. Başladığım her yarış giderek bir işkenceye dönüşüyor bende. Yarış içinde olan hâlimle kavgaya tutuşuyorum sonra. Bu öylesine bir hâletiruhiye. Eski dilde sözcükler kullanmayı iyi yazıyor olmaya eşitleyenler var ya hani, “hâletiruhiye” derken onlar geliyor mesela aklıma; çok gülüyorum. Kimseye bir şey anlatasım yok bugünlerde. Aklıselim şeyler söyleyen kimseyi dinlemiyorlar bugünlerde. Herkes çok heyecanlı, herkes çok hırslı, herkes çok çirkin. Ben güzel insanları dinliyorum, ne kadar azlar.
Neyse, nasılsa herkes duyamayacak kadar taş duvar, oturup kendimi dinliyorum. Bu yarışma da çok umurumda değil açıkçası. Oturup kendimi dinliyor, dinledikçe dünyayı hatırlıyorum.
Özel kanalların olmadığı yılları hatırladım mesela hayal meyal. Hani tek kanal varken her şeyin daha güzel olduğunu söylerler ya büyükler, öyle hatırlamıyorum ben. Güzel değildi hiç. Şimdi de değil, evet; ama o zaman da değildi. Bunları söyleyenleri hatırlayınca hızlı bir geçişle, darbelerin halkların iyiliği için olduğunu söyleyenleri de hatırladım. Hatırlamayı hiç istemedim, ama hatırladım.
Fatih Akın'ın Yaşamın Kıyısında'sını izliyordum sonra; filmde bir sahnede gözaltına alınanlar polis arabasına tıkıştırılırken bağırarak isimlerini ifşa ediyorlardı. O zamanları hatırladım ister istemez. Bu ülkede gözaltında kaybedilen kaç insan var, sayısını hatırlayamadım. Sokak ortasında kurşunlananları da...
“Orhan Pamuk akıllı olsun!”u hatırladım. Aklıma hep kötü şeyler getirmeyeyim dedim; “Faşistlere inat, kardeşimsin Hrant!”ı da hatırladım.
Sivas katliamını hatırladım ve Başbağlar'ı... 1 Mayıs 1977'yi hatırladım ve 2007'yi. Askerde ölenleri hatırladım sonra. Mehmet Tarhan'ı hatırladım. “Mehmet Barış'ı seviyor”du, hatırladım.
Filistin'i hatırladım. İntifadayı.
Cemal Süreya'nın Ortadoğu'sunu hatırladım:
“...Biz kırıldık daha da kırılırız / Ama katil da bilmiyor öldürdüğünü / Hırsız da bilmiyor çaldığını... / Biz yeni bir hayatın acemileriyiz. / Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor. / Şiirimiz, aşkımız yeniden... / Son kötü günleri yaşıyoruz belki / İlk güzel günleri de yaşarız belki. / Kekre bir şey var bu havada / Geçmişle gelecek arasında / Acıyla sevinç arasında / Öfkeyle bağış arasında...”
Çok tuhaf; Musollini'nin Roma'ya yürüyüşünü hatırladım.
ABD'nin Irak'a girdiği ilk günleri hatırladım. Afganistan'ı hatırladım. Dünya ne kadar sıcak, cehennem gibi; bunu hatırladım. Küreselleşmeyi ve küresel savaşı hatırladım.
“...Biz kırıldık daha da kırılırız / Doğudan batıya bütün dünyada / Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer / İki ciğer arasında bağlantı kurar / Büyür, bir gün, zenginleşir orada / Çünkü Ali'yi dirilten iksir de saklı / Hasan'a sunulmuş ağuda / Granitin de olur bir okyanus diriliği / Nehirler daha uysal akar / Bir çiçek nasıl açılıyorsa kendiliğinden / Bir kuş nasıl uçuyorsa / Öyle sever, çalışır insan / Kıraçlar çarptıkça dağlara / Gül göçürür şafağından / Doğanın altın şafağından / İnsanın altın şafağından / Tarihin altın şafağından...”
Televizyonlar ve bilgisayarlar çalışıyorlar. Minibüs şöförleri korkusuz. Suç ve ceza ve yarışmalar ve çatışmalar... Uzatmaya gerek yok. Bunca şey hatırda olunca, bazı şeyler umurda olmuyor.
Hatırladım; kral hep çıplaktı.
“Biz kırıldık daha da kırılırız / Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.”



