Doğduğum Yer - Amasya - Ben Mustafa İken
Benim doğduğum yer Amasya’nın Taşova ilçesi. Sene 75 imiş. İlkokul bitene kadar orada kaldım ben. Sonra ortaokul için İstanbul’a geldim, yatılı okudum. İstanbul’a tek başıma 11 yaşında gelişin öncesi ile sonrası arasında çok farklar var. Çok çok farklar..
İlkokul beşe kadar ismim Mustafa idi.. İstanbul’da Asım oldu.. Sınıfta altı Mustafa idik çünkü.
Ben mustafa iken yine kitapları dünyasında yaşardım.
Ben Mustafa iken tarihle ilgili şeyler okumayı çok severdim.
Ben Mustafa iken ufukların ötesini çok merak ederdim.
Benim Mustafa olduğum zamanlar tarlada, bahçede, sokakta ve kütüphanede geçen zamanlardır.
Ve bir de bisikletlerle geçen zamanlar. Bisiklet kiralama ve tamiri ile meşguldü babam. Dolayısıyla ben de..
Simit sattığımı da hatırlıyorum. Ve nedense üşüdüğümü satarken..
İnsanlara zengin fakir diye baktığımı biliyorum.. Kendimizi insanların fakir kısmında gördüğümü...
Diğer sokakların çocukları sataştığında hep mağlup olduğumu hüzünle hatırlıyorum.
Onlar hep kalabalıktı çünkü!
Ve söylenmeyen, bir çocuk yüreğinde saklanakalmış bir aşk! Daha ilkokul ikidir: bir aşk başlamıştır "sessiz bir bombadır, konuşur derinlerde" der ya şair. İşte öyledir kalbi adı Mustafa olan çocuğun..
Ninesi ile eski ahşap evlerinin bahçesinde ceviz kırıp yiyen çocuğum ben. Bu belki de üç dört yaşıma ait unutamadığım nineli bir an.
Dedemin somyasını hatırlarım bir de.. Boyum küçücük olduğundan mı ne.. Yataktadır dedem..
Diğer dedem, müftü dedem Amasya merkezdedir, onu hiç görmedim.. Ama vefatında beş yaşındaydım.
Çok saygın biridir müftü dedem.
Hiç bizim oraların insanına benzemez. Zaten Artvin Şavşat’tan kalkıp gelmiş dedem.
Ben de nerelisin diyenlere hiç çekinmeden Artvin Selanik Amasya derim. Ninelerimin ikisi de selanik göçmenidir.
Kendimize Gürcü-Muhacir karışımı olarak baktım.. Sonraları İsmail Amcam Ahıska Türkü olduğumuzu söylemiş.
Artvin'e hiç gitmedim. Selanik'e bir kere. Amasya'ya yılda iki kere, o da üç beş gün kalacak şekilde gidiyorum.
İçimden bir ses, Taşova’ya gitsem, orada kalsam, orada bir devrim yapacağımı söylüyor.
Bunu yazarken elbette taşralılıarın rahatlarını bozmayı sevmediklerini, bu konuda çok direteceklerini aklımda tutuyorum.
Sekiz kardeşiz biz.. İki kardeş de doğumda vefat etmiş. Onlardan biri Yusuf Ziya. Bugün bazen yazı yazarken Yusuf Ziya ismini kullanırım.
Beş erkek üç kız.
Ömer Faruk abim ve Mahmut Efendi'nin kursunda okuyan ablalarımın üzerimde çok etkisi oldu.
Ve Refah Partisi..
Siyasi olarak dünyayı konumlandırmamda çok işe yaradı.
Çocukluğum bir refahlı olarak geçti; hiç pişman değilim.
İlkokul üçten itibaren çocuk dergileri takip etmeye başladım. Bankaların çocuk dergileri: Kumbara, Başak çocuk, Şeker Çocuk.
Sonra hürriyet çocuk gazetesi, sonra Tercüman Çocuk ve Türkiye Çocuk, ardından Selam, ümit nesline aylık dergi. Selam dergisi almaya devam ederken İstanbul’a geldim.
Annem melek gibi bir kadın, mazlum bir kadın.
Babam garip bir adam. Aklına esince günlerce yok oluyor.
Babasıyla küs..
Kardeşleri ile anlaşamıyor.
Son yılları, son on yılı çocuk gibi geçti.
Bol bol duygulanıp ağlıyordu.
Kitaplara dalmama biraz kızar, işlerle uğraş derdi.
Çok çocuğa bisiklet sürmeyi öğrettim.
Çocukken borcuna sadık biriydim. Hüseyin Denizli amcadan borç gofret vs alırdım ve sonra elime para geçtiği gibi öderdim. Ama bu ödeme işini hazla, büyük bir hazla yapardım, "bak ben sözünde duran biriyim" der gibi dururdum sanki..
Şimdi borç almıyorum..
Çocukluğum boyunca yattığım odanın tavanında garip garip şekilleri canavarlar, garip varlıklar olarak görürdüm. Bahçemizde bir tulumba, incir ağaçları, elma ağacı, dut ağacı, ayva ağacı olurdu. Tavuklarımız, ineğimiz oldu.
Çok şey oldu..
Bakalım devamı gelir mi?!

Yorumlar
1955 de doğduğum Merzifonun o kerpiçten evlerini ve sokaklarını biraz hatırladığım 7 yaşının hafızası ile bir kopuş o kopuş.
Nostalji yaşamanın zamanı değil çok mu kaybettin ayrı kalmakla, başka denizler de yaşamakla.
"Diğer dedem, müftü dedem Amasya(havza)Kendimize Gürcü-Muhacir karışımı olarak baktım.. Sonraları İsmail Amcam Ahıska Türkü(şapsığ) olduğumuzu söylemiş.
merkezdedir, onu hiç görmedim.. Ama vefatında beş(üç) yaşındaydım."
"sonra Tercüman Çocuk ve Türkiye Çocuk, ardından Selam, ümit nesline aylık dergi".
"Ve söylenmeyen, bir çocuk yüreğinde saklanakalmış bir aşk! Daha ilkokul ikidir: bir aşk başlamıştır "sessiz bir bombadır, konuşur derinlerde" der ya şair. İşte öyledir kalbi adı Mustafa(mustafa suphi) olan çocuğun..
Biraz daha anlatsanız ben sen miyim, sen ben misin bilemiyecektim.
"Kendine itiraz etmeyen" lerin aslında birbirine nekadar benzediğini,aradaki, ortak paydanın bu kadar bariz olduğu gerçeğini birkere daha ortaya koyan bir yazı.
Duyguların da farklı olmadığı aşikardır.