Karşılaşma
Abi kardeş minibüste ikisinin de gözleri ilerlerde bir yerlerde boşlukta, dalgın seyir halindeydiler. Kafaları ve vücutlarının duruşu dikti. Zor gününde dik kalmayı tercih eden aile geleneğinin göstergesi, şimdi kalıtım yoluyla ailenin son iki erkeğinde kendini devam ettiriyordu.
Abi arada henüz bugün tanıdığı/haberdar olduğu kendisinden yirmi yaş küçük kardeşine tam ona doğru yönelmeden bakma girişimlerinde bulunuyor, bakmak ister gibi kafasını sola aşağıya çevirir gibi oluyor, sonra vazgeçiyor eski vaziyetini alıyordu. İşin gerçeği uzaktan bakınca kardeş oldukları hiç de anlaşılmıyordu. Hele henüz bugün karşılaşıp tanışan iki kardeş oldukları, tahmin edilemez ihtimaller arasındaydı. Birbirlerine karşı mesafeli duruşları sanki yan yana denk gelmiş iki yolcuymuş görüntüsü veriyordu. Benzer bakışlar benzer duruş ama birbirini umursamaz tiplerdi.
İlerlemekte oldukları yolun her iki tarafında yol boyunca devam eden mezarlık vardı. Yolcular arasındaki yaşlıca kadın
Bu sefer tam olarak kardeşine baktı:
- Duydun mu, mezardakilerin ruhları rahatsız oluyormuş.
Çocuk hafif kafasını kaldırarak:
- Bana ne, dedi.
- Sana ne mi? dedi tepkiye şaşırdığını belli eden ses tonuyla.
- Bana ne ruhlardan, ben mi rahatsız ettim. diye ünledi çıkışırcasına.
Bir süre, kısa bir süre konuşma olmadı. Sonra abisi yarım ağızla tebessüm ederek;
- Bu yaşta çok pozitivist gördüm seni, dedi tebessümüne devam ederken.
- (kaşlarını kaldırarak) Positvisit mi? o da ne demekmiş?
- Bilmiyom, bana da bir arkadaş dediydi, böyle ruhsuz duygusuz gibi bişey galiba, diye cevapladı. Sonra durdu. birşeyler daha demek istedi ama diyecek bir şey bulamadı. Tekrar önlerine dönüp dalgınlaşmaya kaldıkları yerden devam ettiler.
Babaları ölmüştü. Morga onu teşhis etmeye gidiyorlardı. Sonra cenaze işlemlerine bakacaklar, en nihayetinde de artık abi kardeş beraber yaşamaya başlayacaklardı. Şu anda birbirlerine karşı her ikisi de nasıl davranacağını bilemiyordu.
Minibüs yavaşladı.
- (şöfor dikiz aynasından bakarak) Bak! Gençler! Şu aradan girdiniz mi hemen sağda hastaneyi görürsünüz, dedi kapıyı açarken.
- (kafasını kardeşine doğru çevirerek ama nereye baktığını bilmeden dalgınlıktan duru bakışa geçemeden) Hadi hadi, diye hafifçe dürtükledi kardeşini, kalktılar. Her ikisi de aslında hiç kıpırdamamayı tercih edecekken minibüs şoförünün hadi’siyle inmişlerdi minibüsten.
Hastaneye doğru yürürken baktı ki kardeşi yarısı kadardı. Onu yanında taşırken bir şekilde kollayıcı bir tutum sergilemek gerektiğini hissediyor ancak bunu nasıl fiile dökeceğini bilmediği gibi içinden de olsa dillendiremiyordu.
- (çocuğun başının üzerinden eğilerek) Dondurma alıyım mı sana, diyebildi.
- (kafasını hızlı hızlı iki yana sallayarak) İstemem, diye sertçe reddetti teklifi.
- (sanki alınmıştı) İyi, dedi az duyulur bir sesle.
Yürümeye devam ettiler. Hastanenin kapısına gelmişlerdi.
İçeri girdiklerinde abi danışmaya görüşecekleri doktorun ismini verdi. Danışmadaki bayan telefonu tuşlarken birden telefonu kapatarak, koridora doğru seslenerek, görüşecekleri doktorla onları buluşturdu.
Doktorla birlikte morga gittiler. Ceset masanın üzerindeydi. Doktor gidip cesedin omuzları görünecek şekilde örtüyü açtı. Abisi kardeşini omzundan tutmak istedi ama o çoktan sıyrılmış cesedin önünde dikilmişti. Bir süre durduğu yerden baktı. Sonra biraz daha yaklaşarak zaten ancak boyunun yettiği cesedin kulağının dibinde geldi. Kafasını biraz öne eğerek fısıltıya daha yakın bir ses tonuyla “baba” dedi. Baktı ki hiçbir tepki yok. Biraz önceki yerine doğru gerilemeye başlarken tekrar ama bu sefer biraz daha fısıltı üstü tonda “baba” dedi. Cesedin karnına doğru baktı. Sanki kımıldıyor muydu ne? Biraz daha geriledi. Cesedin ağzına baktı, hiç, hiçbir kıpırtı yoktu. Yüzündeki bekleyiş ifadesi daha umursamaz bir ifadeye dönüşürken geriye dönüp kapıya yöneldi. Çıktı gitti. Abisi peşinden çıkmadan önce doktora konuştukları gibi gelip alacaklarını, eksik işlem varsa halledeceklerini söyledi. Dışarı çıktığında kardeşi çoktan bahçeye varmıştı. Kardeşinin yanına geldiğinde meraklı bakışlarla peyzaj budamasına kurban gitmiş ağacı izlediğini gördü. Yanında durdu. Elini kardeşinin omzuna attı. Artık hiç tereddüt yaşamamıştı. Kardeşine doğru bakarak:
- Başımız sağ olsun, dedi.
Çocuk ağacın farklılığına duyduğu merakı ve ağaca yönelmiş bakışlarını hiç değiştirmemişti. Aynen öyle de cevap verdi:
- O adam benim babam değil.
- (bu da ne demekti şimdi) Bu ne demek şimdi?
- Babam olsa “baba” deyince göz kırpardı.
- (yarım ağız gülümsedi, hiç de gülünecek ortam değildi ama) Şimdi sen göz kırpmadı diye mi babam değil diyorsun?
- (kafasını aşağı yukarı sallarken) hıı hı, diye evetledi.
- (tıslamalı bir gülüşün ardından) Salak! dedi.
- (birden abisine baktı, gözleri hafif kızarmıştı) Sensin salak! diye ünledi.
Çocuğun kızaran gözleri abiyi biraz gerçekçi kıldı. Kendi kendine, ulan çocuk işte, anlasana, ne diye uğraşıyorsun, diye konuştu. Çocuğun omuz silkelemesiyle gevşeyen kolunu iyice çocuğun omzuna dolayarak:
- (Yüzüne yerleştirmeye çalıştığı sevimli gülümsemeyle) Dondurman neli olsun? diye sordu.
- (bu sefer omzunu silkmedi) çikolatalı, dedi abisine bakarak.
Baktı. Kardeşine inceden bir göz kırptı. O da gördü ve anladı. Gözünden ağlaması gitmesine rağmen biraz önceki hislenmesinden gelen gözyaşı damlası yere doğru düştü. Bahçe kapısına yöneldiler ve dondurmacıya giden yolda gözden yitip gittiler.

Son Yorumlar
3 Gün 5 Saat önce
4 Hafta 3 Gün önce
5 Hafta 4 Gün önce
8 Hafta 45 Dakika önce
8 Hafta 3 Gün önce
9 Hafta 2 Gün önce
10 Hafta 19 Saat önce
10 Hafta 6 Gün önce
11 Hafta 6 Gün önce
12 Hafta 1 gün önce