İfadeye Hürriyet

İfadeye Hürriyet

Resul Davutoğlu - Ekim 15th, 2007

İfade hürriyetinin olduğu diyar; sorunların kansız, en kolay çözüm bulduğu diyar. Konuşulan, serbestçe, korkusuzca, her yönüyle konuşulan mesele, hal yolunu kendi bağrından önümüze serer. Tartışılan her mesele, yumuşar, sertliği gider, kavranılır hale gelir.
Sözler düğümleri çözer. Kelimeler kapıları açar.
İki ciddi sorunumuz var. Muhafazakârların üstündeki baskı –onun sembolü başörtüsü olmuş- ve Kürt sorunu. Adeta kangrenleşmişler. Özellikle Kürt sorunu... Çözülmeli ama nasıl. Bu tarz yürüyemiyor ama nerden tutulacak.
Bu çetrefilliğe sebep konuyla ilgili her şeyin konuşulamıyor olması. İçteki bütün düşünceler ifade edildiği an, çözüm yolu hemen önümüzde açılacak. Ama baskı karanlık ve karanlıkta yol alınamaz.
Kürt sorunun böyle kangrenleşmesinin sebebi de, ifadenin önündeki engellerdir. Yıllarca önce bugün sathi olarak konuşulanları dile getirenler cezaevi ve mahkeme yollarına yollanmasalardı, acaba bu kadar acıyı görecek miydi bu topraklar. Hayır. Şiddet en son yol ve kimse son şıkkı, hele o şıkkın yolu acılardan döşeliyse, ilk tercihi yapmaz.
Başörtüsü meselesi de böyle. Her şeyi konuşabildiğimiz gün çözüme öyle bir yaklaşacağız ki. Yutkunduklarımızı dışarı attığımız an havanın netleştiğini göreceğiz.
İfadeye vurulan kelepçe, hayatın zindanlandırılması. Kelimelerin mahpusluğu, hakikatte gerçek özgürlüğün maktul edilmesi… Kelimeler adeta ışık yayarlar. Semada yayılmalarıyla sanki aydınlık oluşur. Ve karanlığın zincirleri var. Ancak günde yol alınır.
İfade hürriyeti, efsunlu ve tılsımlı gibi... Olduğu diyar zenginliği yaşar. İnsanlar tek tek refahı tadarlar. Olmadığı diyar fukaralığı kovamaz kendinden.
Misal Avrupa. Zengin, hem de fert fert zengin. Amerika hakeza.
Bir başka misal, Çin… Zengin ama fert fert zengin değil. Devlet zengin ama vatandaş fakir... Çünkü ifade prangalı…
Rusya hakeza. Devlet zengin ama fertlerinden mahrumiyeti yaşayanlar sayısız.
İfade hürriyeti değişik bir şey… Kutlu sanki. Bereketi var dense yeridir.
İfadenin bir şeyleri bozduğu, zarara sebebiyet verdiği, kırdığı ve yıktığı yok mu? Olmaz olur mu? Külfetsiz nimet nerde görülmüş. Elbet onun da kırdıkları var. Bozdukları çok ama şu önemli: kazançları zararlarından çok daha fazla... Nimeti ile külfeti karşılaştırılamaz. Nimeti, damla olan külfetinin karşısında derya.
İslamlar da dillerine kelepçe vurulmadan önce refahı yaşıyorlardı. İfadeden korkmadıkları zamanları, en muktedir oldukları çağlarıydı. Asırlardır kaybettikleri ve arayıp da bulamadıkları can, ifadeyle beraber sürgüne gitti. Dillerine vurdukları zincir, dünyalarına vurdukları pranga oldu.
Kudret eğitimde. Maarif can pınarı... Okumak kutlu bir nefha. Ciddi manada okuyan millet zilleti tatmaz. Her şey ondan… İqre’ çağların anahtarı. Âlemlerin Rabbi, efsunu ilk kelimede söylemiş. “Oku” demiş Cebrail (a.s) ümmi olduğunu bildiği Peygamber-i Zişan’a. Bu hitab çağlara. Ve bize. Kur’an’ın tek kelimesinde derya var.
Günümüzde en çok okuyan millet, en müreffehi. Japonlar. İkinci, Amerikalılar. Üçüncü; Fransızlar. Tesadüf mü? Olamaz.
Hayat iksiri harflerden içilebilir. Ab-ı hayatta onlar var. Simyada en fazla onlar yer alır. Semaları kütüphaneler aydınlatır.
İfade hürriyeti ve okumak… İksir bunlar.
İktidar yeni bir anayasa yapıyor. Gecikmişti. Bugüne kadar siviller bunu başaramadılar. Bütün anayasalar askerlerin elinden çıktı Türkiye’de. 21, 24, 61 ve 82. Hepsinde kışlanın ağırlığı var.
İfadeye geniş bir hürriyet verilse yeni anayasayla, dildeki bağlar çözdürülse, kaleme özgürlük verilse, düşüncenin kanatlarındaki bağ, tuzla buz edilse, Türkiye ağırlıklarından halas olacak. Özgürleşecek. Refahla tanışacak.
Merhum Özal’ın düşüncesi yanlıştı. Refah, hürriyeti getirmez. Hürriyet, refahı getirir. Ve adaleti.
Hürriyetin olmadığı diyarda zulüm hükümrandır.
Ses, neşenin habercisidir. Yas, sükûtla eşdeğerdir. Hüzün, sessizlikle yarendir. Şenlikte ses olur.
Neşenin sultanları çocuklardır. Ve çocuklar ses demektir.
Sükût korku demektir. Ses eman.
Seslerden korkulmamalı. Kasvet getiren sükûttur. Ve korkutan. Ses güvendir.
Meselelerini konuşabilenlerin dağlaşmış sorunları olmaz. Serbestçe tartışılabilinen her problem, çözüme kavuşur. Kelimelerin çözemeyeceği düğüm yok.
Bu topraklar sükûtun kasvetini hak etmiyor. Ürkütücü hava buradan kovulmalı.
Ve sesle şenlikler yaşamalı bu coğrafyanın hasretkeş insanları.

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.