Gücün İktidarı & İktidarın Gücü

Gücün İktidarı & İktidarın Gücü

Edip Ozan Karaoğlu - Şubat 22nd, 2007

27 Nisan Muhtırası'nın üzerinden henüz bir ay bile geçmedi. Sular durulmuş, muhtıra unutturulmuş görünüyor. Her ne kadar muhtıraya karşı sert tepkiler ortaya çıkmamış olsa da ordu kendini geriye çekti. Meydanı “gücün iktidarı”ndan memnun kitleye bıraktı. Muhtıra sivil olduğunu düşünen halkın eli ile yürürlüğe sokuluyor.
Tam bu günlerde YÖK Başkanı Erdoğan Teziç çok enteresan bir cümle kurdu: “Anlaşılan siyasi çoğunluk devlet iktidarını ele geçirmek istiyor.” Belki de ilk kez bu kadar aleni bir şekilde devlet-millet ayrılığı dillendirilmiş oldu.
Anayasasının 2. maddesinde “Demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” yazan Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece ve sadece lâik bir devlet olduğunu ayan beyan söylenmiş oldu.
Teziç ne demek istedi?
Aslına bakarsanız Teziç’in cümlesinin altında bir milletin kaderinin nereye bağlı olduğunun aleni göstergeleri duruyor.
Türkiye Cumhuriyet’i belirli bir gücün kontrolü altındadır ve bu güç istemediği sürece hiçbir değişiklik yapılamaz. Gerçi yıllar önce “Komünizm gelecekse onu da biz getiririz” denilerek dillendirilmişti bu durum ama bu seferki beyan hukuk eğitimi almış ve sivil bir otoriteden gelmiş olması yüzünden daha çarpıcı.
Önümüzde seçimler var. Kesinleşmiş değil ama görünüşe bakılırsa artık Cumhurbaşkanlığı makamı da halkın oyuna bırakılacak. Halkın oylarıyla iktidara gelecek olan hükümetin ve cumhurbaşkanın gücün iktidarı karşısında nasıl bir dirayet göstereceği ise meçhul.
Akp’nin muhtıraya verdiği en güzel cevap cumhurbaşkanlığı seçimlerini halka bırakması oldu. Halkın gözünden giderek düşen parti bir anda sağlam kalelerden birini eline geçirdi. Her ne kadar gücün iktidarından memnun kitle meydanlarda ellerinde bayraklar ile gösteri yapıyor olsa da seçim sandıkları milletin önüne geldiğinde gücün iktidarınca yok sayılan toplum son sözü söyleyecek.
Demokratik devletin kâğıt üstünde kaldığı aşikâr. Ve lakin hâlâ önümüze koyulacak bir sandık var.
Seçimlerden sonra ne olacak?
Toplumdaki kamplaşma giderek belirginleşiyor. Lâik bir devlette yaşamak isteyenler ve demokratik, sosyal, hukuk devletinde yaşamak isteyenler olarak ikiye bölünüyoruz. Bu durum seçimlerde iyice ortaya çıkmış olacak. Önümüze seçenek olarak gücün iktidarının faşist anlayışının devamı ve Akp koyuluyor. İki ucu boklu değnek. Görünen o ki ihtilal zamanlarında ölümü görmüş olan halk kitlesi sıtmaya razı olmak zorunda bırakılacak.
Ne yapmalı?
Kısa vadede gerçek anlamda demokratik bir yönetime ulaşma ihtimali mümkün görünmüyor. Şu günlerde sivil topluma düşen en büyük görev sessiz kalmamak olacaktır. Bu ülkenin gerçek anlamda sivil, demokrat ve sesi gür çıkan bir topluma ihtiyacı var. Sonrası kendi kendine oluşacaktır.

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.