İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 1
Edip Ozan Karaoğlu - Mayıs 23rd, 2007
Duran, duran, duran, duran, duran, ne ki bu, bu kaybolmayan, bu kendinden kendini bilmez, bu şafağa yaklaştığını sanan, bu âh!
Bu gelen bahar değil, bu benim taşıdığım.
Yalnızca biraz ışık. Dileyebilir miyim?
Bu kız, bu afişte gözleri bahar bahar. Olmalıyım, oldurmalıyım. Kaçmayın bu benimki kangren. Bu benim, tedavi ve ülser.
Ağlayabilirim sevgili bayım. Çok çocuk düşledim ben.
Siz bilmezsiniz nasıl. Off yapmayın. Benim dirençsizliğim gün gibi. Sarhoş olabilirim siz bilmezsiniz. Diyar diyar. Âhh yapmayın.
İtiraf edebilirim. Kanamaktan bilinçsiz, sizin bildiğiniz gün doğumu, ben âh. Ağlayabilirim.
Sevgiler bildim, diye mi bu güneşin kaçkınlığı. Bakın işte iki damla ağlıyorum. Bakın ben de insan yanlarımı, bakın define niyetine, bakın kendimden kaçtığım yalan mı sandınız hayır bu ben değilim.
Siz bilirsiniz kınalı parmaklarım da vardı seviyordum da esmer bir kızı. Bakın canım bir tekerlek, bakın ağlamalıyım.
Küller uçuşuyor, şu masadan nefret ediyorum, bakın nasıl da büyüyor çiçek.
Bakın ben bir çocuğun, bakın ben çocuğum. Kırıldım, sanmayın hayır güçsüzüm ama kırıldım.
Tüm yalanlarım ve hayır bayım sizin istekleriniz bencileyin değil. Şu denizi bilirsiniz ama ben ne anlatıyorum sanki?
Geriye bakabilir miyim? Korkuyorum sanmayın ama tutun ellerimi, âh ellerim, size türkü söylesem, küsmeyin. Ne anlatıyorum sanki?
Kördüğüm mü yoksa ben bu şarkıyı daha çok seviyorum gibi ama siz de söyleyin desem ama haklısınız sesiniz matem. Sesiniz, bu duyduğum hicran gibi mesela. Kuşlar ve kanıyor mu güller yoksa bu kırmızılık âh anlamalıydım üzgünüm nasıl da öpüşmemeliyiz. Yine de açık bırakın pencerenizi, belki ben bu afişteki kızı sevmeseydim. Yani siz de bilmezdiniz durup durup bileğimi kestiğimi. Ne anlatıyorum sanki?
Nasıl yalnızım, nasıl, duysanız, marşlara ulanmaktan başka bir işiniz yok mu? Ben de hayır ben değilim bu, ben ağlamam ben âh yalancının biriyim.
İçinden ve belki içi olmayan her ne ise bakın gidiyor tren hayır olamaz gitmemeli ise de gitti ve ben, âh niye anlamıyorum şu şarkıyı ve niye acıtıyor, ben niye ki hep anlamadığım, bakın evet saçmalayabilirim. Bırakın üç cümle saçmalayayım bırakın no’lur, size de vaatlerim var.
Şu afişteki kız nerdedir, ben nasıl büyük adam olurum, nasıl kandırırım, âh evet yanlışım etik sanata uymaz. Etik sanat dedim sanatın etiği mi demeliydim. Peki niye ki etiğin sanatı kayıtsız?
Ciddiye almamalısınız, hukuka engel, ah bu afişteki kız olmasa, ben durup durup o’nu seyretmeye kaçmasam, dayak yemesem olur olmaz, ağlamasam.
Düşünmeyin böyle er kişiyim ben toparlarım elbet, toparlarım bavulları sonra bilmediğim bir yere yolculuk. Âh ben niye böyle yalnızım. Ne anlatıyorum sanki?
Ağlamıyorum hayır.
İtiraf edebilirim seviyorum afişteki kızı, ben harçlığımla ben yani çocuk, ben yani nasıl da yalnızım.
Korkuyorum ya o kız, yani ne bileyim siz karar verin ben olsam, ben vermezdim hayallerimi sümüklü bir oğlana, siz de bunu söyler misiniz lütfen, kendimi bilmeliyim. Davul bile dengi dengine. Ama o afişteki kız, Allah’ım, canım diyorum, alsan, sanki neden vazgeçemem, sanki bu korku bu yalnızlık bu âh Allah’ım no’lur affet. Ne dediğimi biliyor muyum?
Allah’ım şu kızı bir kez görsem, bir kez, yo hayır öpemem yanar dudaklarım Allah’ım bu hep böyle mi?
Yani ben, ne olur affet.
Bir daha türkü söylemeyeceğim, bir daha, Allah’ım ne olur ben çok yalnızım, ben bir yağmur, ben Allah’ım ne dediğimi biliyor muyum?
Affet ne olur ama bir kez görsem?



