Yasak Meyve ve Bilgi Hırsızlığı

Yasak Meyve ve Bilgi Hırsızlığı

Mesud Ata - Ağustos 14th, 2007

İnsanın evreni anlamaya çalışırken kullanmış olduğu araç olan logos’a teo-logia (Tanrıbilim [tanrıbilim de ne oluyorsa]) “tanrısal söz”, “tanrı ve evren arasındaki kaynak” der.. Logos ile var olan evren, logos’un ölümüyle yahut bozulmasıyla sona erecektir.Bugün evreni çevreleyen ve onu döndüren logos, özellikle “tekno” ön ekiyle bozuma uğramış ve “tekno-logia” olarak çevrelediği şeyi; dünyayı yok etmeye başlamıştır. “İnsan hayatını kolaylaştıran” tekno-logia, bugün insan hayatını tehdit etmektedir. Saf olmayan bilgi, saf/yaşanılabilir doğayı yok etmiş, patlamak üzere olan silahın namlusunu canlı yaşamına doğrultmuştur. Açılmaması gereken ya da zamanı geldiğinde –usulünce- açılması gereken Pandora’nın kutusu açılmış ve insanlığın daha önceden göremediği kötülükler dünyaya salıverilmiştir. Yunan myto-logia’sinde anılan Prometheus, Tanrılardan ateşi çalar ve bunun karşılığında Zeus, Prometheus ve yandaşlarının arzularının kurbanı olsunlar, cezalarını çeksinler diye arzu dolu Pandora’yı yaratır. Zeus, Pandora’ya bir kutu verir ve bunu Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a götürmesini ister. Kutu açıldığında kötülük ortaya çıkar ve o güne dek insanlığın hiç karşılaşmamış olduğu hastalıklar, acılar, ahlaksızlıklar dünyaya yayılır. Prometheus, ateşi çalıp insanlara verdiği için Zeus tarafından cezalandırılır. Zeus, onu zincirlerle dağa bağlatarak karaciğerini bir kartala yedirtir. Kartal her gün gelir, Prometheus’un her gün yenilenen karaciğerinden yer. Teknoloji, yani saf olmayan çalıntı bilginin ürünü, her gün ateşi çalan insanın yaşamından bir parça koparmaktadır. Koparılan parçaların yerine yenisini/sunîsini koyan ver onu onarmaya çalışan teknoloji, sebep olduğu ölümlerin önüne geçememektedir. İnsan, ateşi çalarak doğayı zayıflatmış ve bununla da kalmayıp onu bu ateşle yakarak ölümünü hızlandırmıştır. Bilgi doğaya aitse “elde edilen” her bilgi doğadan bir şeyler götürecektir. İnsan bilgiyi depoladıkça doğa zayıf düşecek ve bu, insanın tek yaşam alanının dolayısıyla kendi yaşamının yok oluşuna sebep olacaktır. İnsanın yaşaması için gerekli olan, doğayı tanımasıdır. Onun bugün yaptığı şey ise doğaya ait olan bilgiyi çalmaktır. Kolayca ve temiz olanından alabileceği bilgiyi “zorla” almış olan insan, doğayı tanıyarak ve onunla dost olarak ondan istediğini kolayca alabileceğini unutmuştur. Doğa kendisine karşı samimi olundukça kapılarını aralamıştır hep. Kutsal kitaplarda da Allah, kendisine yaklaşan, samimi/ihlaslı kimselere ilmi vereceğini vaat etmiştir. Örneğin, Kuran’da pek çok yerde “kendilerine ilim verilenler” diye tanımlanan kimselerden bahsedilir. Samimi olan kişilere verilen bu bilgi, güvenli/saf bilgidir. Bu yüzden kutsal kitaplarda peygamberlerden ve “ilim sahibi kimseler”e yapılan vurgu önemlidir. Bilginin kaynağı vahiy yani kutsal kitaplar olarak kabul edilir. “Kitap ehli” olarak anılan kişiler yaratıcıya karşı samimi olduklarından kendilerine “kitaptan ilim” verilir. Peygamberler “yaratıcı ile evren arasındaki bilgi” yi insanlara ulaştırır. Bilgi, doğrudan hazır bir kitap olarak verilmediği gibi onu bir bütün olarak eline alan kimse de içindeki ilmi tek seferde elde edemez. Her çağın peygamberine sırası gelen bilgiyi bağışlanır. Kuran'da "Biz ademe isimleri öğrettik" ifadesi ilk bilginin işaretidir. Yahudi öğretisinde Hanok olarak anılan, Kuran’daki adıyla İdris terzilerin ilkidir. Kur'an'da Davud peygamber için “kendisine demiri yumuşattık” ifadesi vardır ve Davud ilk demirci olarak anılır. Nuh peygamber de ilk marangoz olarak bilinir. Kutsal kitaplarda Davud, Adem, Nuh ve İdris peygambere verilen bilgiye yapılan göndermeler önemlidir. Adem'e dünya üzerinde yaşaması için gereken temel bilgi, Nuh’a marangozluk, Davud'a demiri işlemesi, İdris'e de dikiş dikmesi "öğretilmiştir". İsimler (temel bilgi), marangozluk, demircilik, terzicilik yani insanın temel ihtiyaçlarını karşılayacak dört şey.. Evrenin yaratıldığını söyleyen öğretinin de yaratıcıyı reddedip doğayı temel alan düşüncenin de temelinde, temel ihtiyaçları karşılayacak “saf bilgi” vardır. Bilgi, doğayla ya da yaratıcıyla dost olunarak elde edilmelidir. Oysa doğada yaşamı için gerekli olan her şeye sahip olan insan, kendisine yasaklanmış olan bilgi ağacının yasak/zehirli elmasından yiyip durmaktadır.
Modern çağın aydınları yani “bilgi hırsızları”, doğa’dan/Tanrı'dan çaldıkları bilgiyi hırslarına, kapitalizme, Şeytan’a satmaktadırlar. Ve bugün bilgi kapitalizme uşaklık etmektedir. Ona uşaklık eden bilgi, insan hayatını her geçen gün daha yaşanılmaz hale getirmektedir. Saf olmayan bilgi yüzüğü, sahibini ele geçirmiş, parmağında olduğu kişiyi kontrol etmeye ve çevresindekileri başlamıştır. Çalınan bilginin verdiği haz ile yaşayan insan, bu bilginin verdiği zararlardansa kısa süreli hazları düşünmektedir. Doğadan uzaklaşan ve çevresindeki yaşamı yok eden modern insan, steril tarlalarda kimyasal gübrelerle beslenmiş hormonlu gıdaların ve makinelerin ürettiği hapların esiri olmuştur. İnsanın edindiği bilginin faydalı olduğuna dair göstermiş olduğu kanıt olan tıp, yine aynı bilginin ürünü olan modern dünyanın hastalıklarına yetişmekte zorluk çekmektedir. Teknik ilerledikçe yeni hastalıklar, yeni hastalıklara karşı üretilen haplara direnç gösteren vücut için ekstra haplar, ekstra hapların vücuda zarar vermesini engellemek için ekstra ekstra haplar... Ekosistem içerisinde insan tarafından yok edilen bir canlının alt ve üst tabakasındaki canlıyı yok etmesi ve her iki tabakadaki canlının yok oluşunun farklı arızalara yol açması gibi durmayan, dönüşerek-değişerek devam eden bir döngü.. Doğal olan sistemde açılan gedik, suni yamalarla kapatılıyor; fakat doğa, suni yamaları sürekli reddediyor. Teknoloji ilerleyerek teknik tıp ile ölümleri engellerken teknolojinin yarattığı araçlarla milyonlarca insan ölüyor. Trafik kazaları, nükleer patlamalar, radyoaktif maddeler ve savaşları besleyen kitlesel ölümlere yol açan teknoloji bir yandan yarattığı pislikleri temizlemeye çalışıyor.
Bugün teknoloji, bilgi, çağdaşlık, uygarlık ve medeniyet fetişleştirilmiştir. Çizilen sınırların dışına çıkmak pozitivizm dininden aforoz edilmek anlamına geliyor ve kimse bu dinin ansiklopedilerine karşı gelemeye cesaret edemiyor. Çizilen çizgilere karşı olan hareketler dahi eylemlerini çizgilere basmadan gerçekleştirmeye çalışıyor. Her yönden gelen “Modern ol!” komutlarına itaat etmek zorunda kalıyor insanlar. Modern, uygar olmanın yüceltilmesi köleleşmenin propagandasıdır. Modern olmak, insanın kendi yarattığı puta tapmasıdır. Yaratılan robotlara hizmet etmek demektir teknoloji ve yaratılan ucube çağın köleleri olmaktır uygarlık. İnsanların kendilerine zaman ayırabildiği, makine sesleriyle bloke edilmiş olan kalp atışlarını duyabileceği bir dünyaya ihtiyacı var. İlerlemeye şartlandırılan robotlaştırılmış insan, geride bıraktığı güzellikleri görememektedir. Geride bıraktığı güzellikleri, kalbini ellerine almak için geriye dönmeli, modernizm boyasıyla körleştirilen gözlerine kavuşmalıdır insan. Toplumsal ahlakın çöküşünün de doğanın ölümünün de nedeni olan “yüzük” yok edilmelidir. Çözüm için birinci adım, bilgini kimin tarafından kontrol edildiğini tespit etmektir. Saf bilgi, kapitalizmin ambarında birikmekte, bilgi/bilim adamı kapitalizm tarafından satın alınmakta ve kullanılmaktadır. Bunu bildikten sonra ikinci adım a geçilmelidir: kümülatif bilgi ambarının tanınması ve zayıf noktalarının bulunup yok edilmesi.. Üçüncü adım ise sıfır noktasıdır. Arınmış, saf, doğal ve gerçek anlamda mutlu bir yaşam.. Bilinçli olarak bu yaşama dönüş mücadelesi verilmez ise ya da bu mücadele başarılı olmaz ise dahi dünya kendini bir şekilde sıfırlayacaktır ve nihayetinde olacak şey, muhtemelen post-apokaliptik masallarda dinlediğimiz nükleer patlama sonrası ilkel-komunal bir yaşam olacaktır.
* Bu yazının yazıldığı bilgisayar da mesajı alındıktan sonra bu yazı da kendini yok etmelidir, zira içinde saf olmayan bilgi kırıntıları içeren bu yazı bir “geçiş süreci”ne aittir.

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.