Zombiler Tekrar Hortladı

Zombiler Tekrar Hortladı

Yûşa Irmak - Haziran 8th, 2008

Konumuzun iyice anlaşılması için sizlere öncelikle zombinin ne demek olduğunu anlatmak istiyorum. Esasen, Afrika'nın batı tarafının ürettiği bu kelime gerçekte bir inanış biçimidir. Birde Hollywoodun ürettiği bir zombi vardır ki işte bu tanım tamda yazacağım yazıya uygun olanıdır. O, da şudur; efendim, Hollywood zombisi oldukça kanıksadığımız bir termonoloji yani biz buna yabancı değiliz. Normal insan ölür, sonra dirilir bu yeni dirilişi önceki yaşamından daha farklı bir bilinç üzerine kuruludur. En can alıcı tarafı ise bu farklı bilinçle yeniden dirilmiş olan zombilerin şiddete, vurmaya, kırmaya, öldürmeye eğilimli olmasıdır…

Hollywood zombisi aslında bilincini yitirmiş ama hareket kabiliyetine sahip insan bedenidir. Bu tam olarak doğru değildir. Otomatik ve şiddet eğilimli hayvani türden davranışlar sergilese de, Hollywood zombisinin, amaçlı davranışlar sergilediği için belli bir bilince sahip olduğu düşünülmelidir. Fakat bu tabi ki yaşayan insanların sahip olduğu farkındalığı içermeyen bir bilinçtir. İşte bu noktadan hareketle zombiler ile günümüzün gazetecilerinin birbirleriyle ne kadar ortak noktalarının olduğunu irdelemek ilerleyen satırlarda da bununla ilişkilendireceğim bir zombi hikayesi ile de konuyu bağlamak niyetindeyim….

Günümüzde halka en çok tesir eden vasıtalardan birisi de malumunuz o ki gazete ve televizyonlardır. Buna modern insanımız kısaca Basın-yayın diyor. İşte bu illet kimi yerde namuslu ve sağduyulu insanların elinde halka, hakka hizmet gayesini gütmeye çalıştı ise de fazla başarılı olamadılar zira birçok defalar yığınlar belli maksatlara doğru sürüklenerek, onların sırtından keselerini doldurmak ve uğursuz arzu ve isteklerine utanmadan sıkılmadan halkı alet etmek isteyenlerin kirli ellerinde oyuncak olmaktan kurtulamamıştır…

Basın-yayın sektörünün en kuvvetli silahı ise hepinizin bildiği günümüz gazeteleridir. İşte bu gazeteler vasıtası ile yazar kanadı terbiyesizliğe, edepsizliğe, ahlaksızlığa ve yalancılığa başladığından beri, insanlar pornografik tarzda çıkan yayınların sebep olduğu bunalımlara girmiş, gazete sahipleride servetlerine milyar dolarları eklemişlerdir. Batıdaki pornografik yayının tesirlerini yakından takip eden memleketimizdeki büyük gazetelerin sahipleri, başyazarları, yazarları aynı metodu, dini ve ahlaki bakımdan cahil yetiştirilmiş fukara halkımız üzerinde uygulamaya koyuldular. Çıkarttığı gazete ve dergiler ile her gün binlerce insanın gözlerinin içine bakan televizyonlar ile içimize artık girmiş olan bu batının ve onun figüranlarının, ruhları kadavralaştırıcı, aklı alabora edip düşünceyi katledici, kalbi şer meşcereliği haline getirip hisleri dumura uğratıcı kahrolası rüzgârı, ne maksatla, kimler saldı? Bu sorunun cevabını araştırıp sizler ile yazıp sonra paylaşıp sonrada bununla ilgili konuşmalar yapmak istiyorum…

Evet, yıl 1905 ve Yahudi Konseyinin protokollerinin 12. 13. ve 14. maddelerinde şöyle diyor: ‘Gazete şu yolu güdecektir: İhtirasları körüklemek, Parti çıkarcılığına destek... Bugünün gazeteleri faydasızdır, yalancıdır ve çoğu neye hizmet ettiklerini bilmezler. Biz onların sırtına semer vuracak, ağızlarına da kuvvetli gem takacağız. Gazeteler bizim kontrolümüz haricinde hiçbir şey yapamayacaklardır. Bu netice şimdiden elde edilmiştir. Çünkü dünyanın her tarafından gelen haberler, hep bizim merkezlerimizden alınmaktadır. Yahudi olmayanlar arasında gazetelerimiz adına tutulan ajanlar, bizim bizzat dağıttığımız şık gördüğümüz şeyleri bize danışarak ve bizden müsaade alarak gazete sütunlarında münakaşa edecekler ve biz de, bu münakaşaların meydana getirdiği gürültüden istifade ederek, kendimizce lüzumlu göreceğimiz tedbirleri alacağız ve bunları halk efkârına bir emri vaki gibi göstereceğiz. Yakın bir gelecekte gazeteler vasıtasıyla, belden aşağı sanatı ve aşırı spor düşkünlüğünü aşılayacağız. Bu hareket, kafaları, zihinleri bizimle mücadele etmekten alıkoyacaktır. Yahudi olmayanlar kendi zekâları ve düşüncelerinin mahsulü olan kararlar ve hükümlerden yavaş yavaş uzaklaşacaklardır. Milletlerin efkârını türlü hayali, yeni ve sözüm ona, yenilikçi doğmalar üretmeye sürükleyeceğiz. İşte bizim bu, yenilikçi, modern hayata alışma ve medeniyet kelimelerimizdir ki, Yahudi olmayan budalaları serseme çevirmiştir. Gelişmiş memleketlerde çılgın, kirli, çirkin bir edebiyat meydana getirdik. Biz, dünyanın bütün dizginlerini elimize aldığımız zaman dahi bu müstehcen edebiyat bir müddet daha devam edecektir. Ta ki, Yahudi olmayan milletlerin hayâsızlığı bizim ayrıcalıklı saygınlığımız karşısında daha ziyade göze batsın.”
Bu dönecek olan müthiş dolapları, oynanacak oyunları basiret gözüyle gören Asrın üstadı ve Beyin Kurucusu Said Nursi; “Batılı tasvir, saf zihinleri idlal (dalâlete düşürmek, azdırmak) eder. Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.’ diyerek önce gazetecilere şöyle seslenir: “—Ey gazeteciler! Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslamiye ile müteeddip olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumi-i müştereki milletten bitarafane çıkmalı ve matbuat(Basın) nizamnamesini(içtüzük, mevzuatı, misyonu, yönetmeliği) vicdanındaki hiss-i diyanet ve niyet-i halise tanzim etmeli.” Daha sonra büyük bir endişe ve heyecanla masum vatan gençlerine haykırır: Ey bu vatan gençleri! Frenkleri(batılı) taklide çalışmayınız! Aya Avrupa’nın bize ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten (düşmanlık) sonra, hangi akıl ile onların sefahat ve batıl efkârlarına ittiba (uymak, delili bilmeden, delil hakkında herhangi bir muhakeme yürütmeden müctehidin görüşüne bağlanmak.) edip emniyet ediyorsunuz. Agâh(aydın) olunuz ki! Siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünkü şu surette ittibanız, milliyetinize karşı bir istihfaftır (küçümseme) ve millete bir istihzadır.(yutturmaca, ya da alaya alma)!

Küfrün akılsız, düşüncesiz, incitici, kaba, kırıcı, nezaketsiz, küstah, nobranlığı veya nadanlığı, dalaleti ve azgınlığı durmak bilmedi. Yığınlar zombiler haline getirildi. Onların ayılmaması için elden ne geliyorsa alası yapıldı. İşte zombilere en güzel örnek malum doğan meydası onun yazarları, çizerlerini söyleye biliriz. Yukarıda sizlere zombiler ile ilgili çeşitli bilgiler vermeye çalıştım. Birde bunun hikâyesi var tabiî ki bunuda dinlemeden yazıdan ayrılmanıza gönlüm razı olmayacak, zombilerin bir başka hikâyesi şöyledir: Haitili zenginlerden biri, balıklardan elde ettiği bir ilacı bazı insanlara içirirmiş… Bu ilacı içenler, kendilerinden geçip, felç olmalarına sebebiyet veriyormuş ve ilacı içen kişi derin bir uykuya dalarmış. Öyle bir uyku ki, onları gören öldü zannedermiş. Yakınları ağlar, sızlar nihayet götürüp ölülerini mezara bırakırlarmış. İlacı bulan zengin de gidip mezarı açar ve kurbanını evine getirirmiş. Ya ilacın tesiri geçince veya bir başka ilaçla baygın adam ayıltılır, uyandırılırmış. Fakat bu adam mazisini hatırlayamadığı gibi, düşünemezmiş de... Bir çeşit robot olurmuş. Bunlara Zombi” denirmiş. Menfaatine düşkün zengin adam, böyle zavallılardan, bir işçi grubu meydana getirmiş; bunları pirinç tarlalarında çalıştırırmış. Yani boğaz tokluğuna işçi bulmak, başkalarının gözyaşını içki diye içmek... Bir gün, bu zengin adam iş icabı bir yere gitmiş. Zombilere bakmasını, onlara iş göstermesini karısına tembih etmiş. Kadıncağız, işin sırrını bilmiyormuş. Zombileri alıp, karnavala götürmüş. Zombiler akrabalarını, akrabaları zombileri tanıyamazmış. Fakat zombileri bu halden kurtarabilecek tek ilaç tuzmuş. Merhametle bilgisizlik el ele verince, kadıncağız yediği tuzlu fıstıklardan zombilere dağıtmış ve yemelerini istemiş. Tuzlu fıstığı yiyen zombiler, akrabalarını ve evlerini hatırlamışlar. Koşarak yuvalarına dönmeye çalışmışlar. Öyle koşmuşlar, öyle koşmuşlar ki, kimisi yollarda düşüp ölmüş, kimisi evine ulaşmış... Duruma idari makamlar el koymuşlar. Araştırma neticesinde, herşey olduğu gibi ortaya çıkmış ve Haiti Cumhuriyeti ceza kanunlarına bir madde ilave etmiş: “İnsanları zombi yapanlar idam edilir.” diye.
Bizim zombilerimize ne olacak? Onlara da tuzlu fıstık veren birisi çıkacak mı? Bir ayılırlarsa halimiz nice olur? Daha doğrusu halkı zombi yapanların hali nice olur…

Eyy! Genç kuşakları ihmal edip nefsanîliğin karanlık labirentlerinde çaresiz ve yapayalnız bırakan gazeteciler! Onların her gün biraz daha yozlaşmalarına seyirci kalan kansızlar! Kitleleri milli kültür ve milli düşünceden mahrum bırakanlara alkış tutan şakşakcılar! Gününü gün etmek isteyip,ülkenin dört bir yanına kafaları karıştıracak boş inanç tohumlarını saçarak milli şuur ve milli mefkûreyi tekrar öldüren zebaniler! Özünden ve ruh kökünden uzaklaşmayı marifet ve medeniyet sananlar! İlim yuvalarını bu cehennem zakkumunun meşcereliği haline getiren utanmazlar! Sözüm sizedir size! Yıllarca can alıcı hasımlarımızı dost bilip onlara dostluk türküleri söyleyenlersiniz, göz göre göre bütün değer hükümlerimizi yerle bir edip hâlihazırdaki şu hazin manzarayı hazırlayanlarsınız… Bedeni hazları, herşeyin önüne geçirip çılgınlık ve hezeyana girenler, bunların haline imrenip, kelebeklerin kendilerini ateşlere attıkları gibi, gidip gidip günahlara gömülen medeniyet deyip yenilik deyip çeşit çeşit yabancı düşünceye pey—çekenler, olup biten bunca şey karşısında, bir kerecik olsun irkilmeyen ve ürpermeyen, en alttaki onlarında altındaki, en üstteki onların da üstündekiler, bir gün mutlaka evet bir gün mutlaka ettiklerinize pişman olup halinize ağlayacaksınız! Bir gün mutlaka, bu nesile de tuzlu fıstık veren birisi çıkacak, böylece onlar da hakikatleri anlayacaklar ve koşa koşa asıllarına döneceklerdir…Bu size ve sizin klişeleşmiş haberlerinize karşı son sözümüz olsun!

Kaynaklar:
1. İğneli Fıçı, Cevat Rıfat Atılhan 1979, Kit-San.
2. Davet, Hekimoğlu Ismail, Tür-Dav.
3.Lem’alar ve Dıvan-ı Harbi Örfi.
4. Tarih Boyunca Vahudilik ve Türkler, Prof,Dr. Hikmet Tanyu.
5. Muammer Gökçin-A. Kadir Sema (Sızıntı)

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.