Tımarhâne Feryatları

Tımarhâne Feryatları

Afşin Selim - Eylül 20th, 2007

Sen ki genç adam; fişi çekildi hayatın, o halde fişinde çekildi. Hissediyor olman gerek. Haysiyet meselesi yaptığın hayatın, kanalizasyon kuyusundasın. Köpek nefsinde, fütursuzca nefes alıp vermelerdesin…
Bayatladı nefes alışverişlerin. Beynini tokatlamalı. Gitmeli mi bu diyardan, belki de nefret etmeli… Yaşamalı güzel çocuk. Yaşatmalı.
Hayat; yine mayat sana. Şehirdesin. Ve çığlık çığlığasın. Bağırtılarını duyar gibiyiz. Evet, biz insanlar, biz şehrin insanları, seni sensizliğe terk edeceğiz. Tüm duyarsız tarafımızla yaşayan bizler, ucuzlaştıracağız senden duyduklarımızı, senden işittiklerimizi…
Geceyi bekle. İşporta tezgahlarında olsun gözün. Onlar çıktıkları zaman, sen de dışarıya çıkmayı dene. Korkma, şehir karanlık olacak, biz evlerimizde, ve doğrudur ki, yarı ölümlerimizde olacağız. Seni, kaldırımlarda göreceğin sıçanlara emanet edeceğiz.
Pencere nedir bilmezsin değil mi genç adam?.. Perdelerini çekmiş, çekilirdin bir zamanlar köşene. Bir yanınla meczup, bir yanınla münzevi olurdun. Mahalleli seni ayıplardı, sokağın sana yabancılaşırdı, şehir üvey evladı gibi basardı seni koynuna. Ve o perdeler ki, celladın gibiydi halbuki. Onları hayatından kaldıramadığın içinde bu haldesin, kimlesin ve nesin!..
Dur, dinle veyahut sus! Sana seni emanet etseler, önce etrafına kıyacaksın, sonra da kendine. Sen bir garip ama, dışı kör ve içi de kör. Sen, evet sen, huysuz yaratık. Nihayet buluyorsun barkını. İnim inim inletiyor hayat. Ustan nerede şimdi? Yok! Bak sağına, yemişler bile olgunlaşmış. Ya çocuklar, çocuklar da büyümüş. Soy dediğimiz şey, ne de soyluca duruyor öyle.
Görmüyor musun, hayat merdivenlerini koymuş önümüze. Tırman diyor birileri. Eyfel kulesi yüksekliğinde adamlar görünüyor. Oysa doğunun büyük dağlarında, büyük vadilerinde hayat var demeye getiriyorum. Cümleler dilimde emanet kalıyor. Utanıyoruz birbirimizden. Düzensizlikteki düzenin içindeyiz. Hayat hep böyle devam ediyor… Etmiş olması gerektiği gibi…
Hem baharsız, hem de cansız. Efendisinden sonra hüsran. Utanılacak bir keşmekeş. Bağırış tek çare! Diller, dilsizliğin dilinde, dillere kurban ediliyor. Yanıyor bedenler cayır cayır, taze ölüleri gülüyor şehrin.
Sen, duvardaki gölgem! Sana aldanıyorum, beni kandırıyorsun! Alacağın olsun gölgem, beni benimle bensizliğe bırakıyorsun. Korkuyorum adımlarımı atmaya, her adımda sen varsın!
İp boğazda. Sandalyesiz bir intihar girişimi. Yokluğu ve sonsuzluğu asmak niyeti. Haydutça ve sersemce. Birileri gambazlayacak bizi. Unutuyor musun? Çatlamış duvarların şehrindesin. Ruhların girdaplarda gelip gittiği, ruhların bedenlerden utandığı şehrin adamısın. Kanıyor yara, tuz basmalı üstüne, yaşamalı hoyratça, yaşamalı zamanı…
Gördüğün heykeldeki adamım ben. Heykelleşiyor muyum ne, halden anlamaz, yüzü kızarmaz, utanmaz ve sıkılmaz adam, heykellerden sana ne… Bak, bak işte, annen ağlıyor babana bakarak. Sen bir küçük yavruyken, bedeninin katili olacağını nereden bilebilirdin?
Bu borazan adamların içindesin. Bir tuzak değil de nedir öyleyse…
Şu karşıdaki şehir mezarlığı! Ölüler ağlar mı halimize? Kaybolup gitsek şu şehirden. Başımız dertli, kaygımız dertli. Ağla taş duvarlara. Gözyaşın dökülsün şehrin surlarına. Fatihi yok bu şehrin. Ağla koca kadın, ağla haline. Ya sen insan adam! Sen, evet sen! İnsanlık nerede şimdi, kiminle… Haydut! Şehrin karanlığı. İlk gördüğü açık pencereden içeride. Eşyalarımızı değil, yüreklerimizi çalmakta.
Sol eliyle nimetleri tepen adam! Karanlığa alışmış gözlerinle, ışığa koşanlara olan düşmanlığın sebepsiz değil elbet.
Bak gözlerine. Aynaları dost edin. Perişan surat, maymun ahlak. Otur ve baharını yaşa. Bil ki gelecek bir gün. Sıradan insanlar gibi, mevsimleri bekle, mevsimlerden medet umarak yaşa. Ahmaklar şehrine elveda dile.

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.