Geleceğin Kıskacında '1984'

Geleceğin Kıskacında '1984'

Yunus Emre - Ağustos 28th, 2008

Her insanın düşü, düşleri vardır. Ama her insanın ütopyası yoktur. Düşler, insanlar kadar çoktur, ütopyalar azdır ve bundan dolayı, ütopyalar düşler kadar çok değildir. Özeldir.

Ütopyalar Gerçek Değillerdir
Dünyanın her tarafında eşitliği, eşitliğin ve adaletin olduğu bir ülkeyi, bir kenti, kim, neden ister? Ya da kim, neden istemez? Dahası, mümkün müdür böylesi bir dünya düşlemek, sadece adaletle, eşitlikle idare olunan bir devlet düşlemek? Şüphesiz ki, insan tasarımlayabilir, düşleyebilir bunu. Ama bu, bir ütopya olmaktan öte geçmez. Çünkü Ondan öte değer taşımaz. Ütopyaların değeri, önemi, içerdiği görüşler, farklı perspektifleri bulunduran düşünceler bütünlüğü bütünsel olarak şekilde gerçekleşemeyeceğinden dolayı, gerçekleşebilme ihtimalinin söz konusu olmadığından dolayı gerçek değillerdir, bu yüzden değişmezler, sadece ait olan çağda düşünülebilmiş olmasındadır. Ve onların gerçekliği yoktur, değişmezler.

Öte yandan, her ütopya; gelecek ümidi taşıyan bir olgu, bir tasavvur olduğundan dolayı ütopyalar eskimezler, varlıklarını ortaya çıktıklarından itibaren devam ettirirler. Platon'un "İdeal Devlet"i, Farabi'nin "Erdemli Kent"i nasıl günümüz için geçerliyse, George Orwell'ın "1984"ü için de geçerlidir bu…

Ütopyaların genel özelliğine bakıldığında açıkça şunu görmekteyiz: "Varolan sisteme karşı bir başkaldırı; Toplumsal ve siyasal düzene karşı bir eleştiri, bir anlamda itirazdır. İtirazdan da öte işlenen katliamlara, haksızlıklara, zulümlere, insanların kafese kapatılmasına, düşüncenin engellenmesine sadece itiraz etmekle kalmayıp bir dünya inşa etmek ve bu dünyayı inşa ederken de bulundukları devletin veya sistemin her türlü eksikliğini açık bir şekilde ifade ederek, dile getirerek.

Özgürlükse özgürlük,
Bağımsızlıksa bağımsızlık,
Kısacası haksızlıklara karşı bir meydan okuma.
Bu meydan okumayı yaparken de "tehlikenin ne kadar büyük olduğunu göstere."

Ütopyayı dile getiren insan, yani haksızlıklara karşı meydan okuyan kişi, içindeki çığlığı anlatırken, insanları düşünsel bir eyleme çağırır. Duygusal ve estetik bir biçimde ifade ederek kişinin içerisinde bir başkaldırı ile "bir şeyler yapılmalı…" veya "hemen şimdi, haydi" tarzında söylemlerle, insanın içindeki özgürlük meşalesi tutuşturarak, insanlar güdülmekten -koyun olmaktan- çobanlığa, eylemsizlikten dinamiğe, pasiflikten aktifliğe, nesnel durumda bulunmaktan özne olmaya çağrılır. İşte "Ne olursa olsun pes etmemek" prensibi Albert Camus'un "Kişi dayanır, katlanır, boyun eğer, eğer, eğer, sonra öyle bir noktaya gelir ki daha fazlasına katlanamaz artık, boyun eğmeyecektir, durur o noktada, başkaldırır" sözlerine birer atıftır.

Ama genelde kimse gitmez bu çağrının peşinden…
Niçin? Çünkü insanlar güdülmekten hoşlanırlar.
Düşünmeyi sevmezler. Zaten düşünmek sorumluluk getirdiği için Konfüçyüs "Cahillik saadettir" demiştir.
Çünkü insan düşününce, hemen akabinde omuzlarına sorumluluk biner.
Bu manada zaten aklımıza Allah'ın müthiş bir ayeti geliyor: Ütopyanın da ötesinde olan evrensel kural, ilke: "Bir toplum kendini değiştirmediği sürece Allah da onları değiştirmez." (Rad Suresi, 11)

Bir Arap atasözü şöyle der: 'Arkasında talep edeni olduğu müddetçe hak ortadan kaybolmaz"

Peygamberimiz bir hadisinde, "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve korumada bir vücud gibidirler. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa diğer organları da bu yüzden ateşler içinde kalır, uyuyamaz." (Buhari, Müslim) buyurur.

1984 Üzerinden Geleceğin Tehlikesi

Erich Fromm "Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğin ki ise robot olmak!" sözleriyle 1984'ün dikkatleri çektiği noktayı özetler.

George Orwel, 1984 ile "Büyük Birader"in yani Devletin arka planında bulunan sistemin, Prison Break dizisinde olduğu üzere devletin arka planında bulunan şirketin idaresi altında bulunan bir devlette hayatın her köşesine konulmuş, yerleştirilmiş kameralar olan, insanların attığı her adımın, sarf ettiği her sözün aslında resmi makamlarca nasıl izlenip, arşivlendiğini anlatır. Öyle ki Düşünce Polisi romanın kahramanı olan Simith'in özgürlük aşkını bitirir, hatta Büyük Birader'i sevmesini sağlar.

Düşünce hayatını yok etmek ve ülkenin geçmişiyle olan bağını koparmak için ülkenin dilini tahrip etmekten çekinmez. Oluşturulan dilin amacı ise düşünmeyi engellemektir.

1984 romanına ortaya çıktığı andan itibaren baktığımızda sadece hayalî ve tarihi roman olmadığını, romanın vermek istediği mesajın, günümüz için de hâlâ geçeri olduğunu görürüz. Bu anlamda ben, 1984 kitabına hayalî ya da ütopik olarak değil de, sınıf atlayarak gerçekleşebilme ihtimalinin söz konusu olduğu tarihi roman gözüyle bakmak istiyorum.

Devlet, barış, teknik, bolluk ve adalet devleti mi, yoksa tamamıyla kutuplaşmış, her eylemin, nefes alışın planlandığı, kontrol edildiği, gözetlendiği, Orwell'in "1984"te tasvir ettiği "Büyük Birader"in totaliter devleti mi olacaktır?

Tarihte ilk defa bir ütopya gerçekleşiyor mu?…

Nitekim 03.11.2006 Star Gazetesinin verdiği habere göre, İngiltere Enformasyon Komisyonu'nun hazırladığı bir raporda George Orwell'ın bilim kurgu kitabı '1984'ün hemen hemen gerçekleştiğini ortaya koydu. Orwell'ın kitabında her eve, işyerine ve sokaklara konan kameralar sayesinde herkes her an 'Büyük Birader' olarak adlandırılan otorite tarafından izleniyordu. Bu rapora göreyse 14 kişiye bir kamera düşüyor. Hazırlanan rapor, insanların özel yaşamının kayıtlar altına alındığını ve bu rakamın artacağını gözler önüne seriyor…

2000′lerde, 11 Eylül Komplo Teorisinden önce Amerika'da bir eğlence programı yayınlanmaya başladı. Programın ismi: Büyük Birader. Bir eve yerleştirilen kameralarla insanların her anı gözetleniyordu. Türkiye'de de 'Biri bizi gözetliyor' adıyla yayınlandı. 1984 romanındaki Büyük Birader de şehirdeki tüm tele ekranlar sayesinde halkı gözetlemekteydi.

İşte 1984, bir ütopya olmasına rağmen, zaman ilerledikçe gerçekleşmesi muhtemel kitaplardan biridir. İnsanların özel yaşamı etik olup olmadığa bakılmaksızın kayıtlar altına alınıyor, farklılık istenmiyor.

11 Eylül'den sonra özellikle Müslümanlara yapılan haksızlıklar da bu bağlamda. İsrail'in Filistin'de yaptığı zulümler, Amerika'nın Irak işgali, İsrail'in neyi var neyi toparlayıp Lübnan'a girmesi, daha öncesinden Körfez Savaşı, Afganistan soykırımı…

Mehmet Akif'in 'Asımın Nesli', Sezai Karakoç'un 'Diriliş' felsefesi kısacası bir Müslümanın haksızlıklar karşısında sabır göstererek katlanması değil, göğüs germesi engelleniyor, hiçe sayılıyor. Şirketleşen devlet, insan için insana rağmen, insanı öldürebilir mi?… Ahlakı hiçe sayıp gözetleyebilir mi?…

Şu sözlerle son vermek istiyorum sözlerime: "Bu ne yaman çelişkidir, İnsan mı devlet içindir, devlet mi insan içindir?…"

Yunus Emre Tozal - "11 Eylül Bağlamında 1984″

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.