Beni de Yazar Yap Gazeteport!
Tarık Akat - Kasım 12th, 2007
Ortaokulun ilk yıllarındaydı sanırım. Babamla pazarlığa oturmuştuk. "Ortaokul diplomanı alınca..." diye başlayan cümleler kuruyordu babam. Ben de devamen verdim nihai cevabımı: "Daktilo alır mısın bana?" Babam teklifi hemencecik kabul etmişti. Daktilo demiştim, çünkü yazar olmak istiyordum. Yazarlık işinin ön ve mühim şartını daktilo sahibi olma zorunluluğu sanıyordum. Aslında yazar olmak mı istiyordum, yoksa daktilo sahibi olmak mı... hâlâ emin değilim.
Seneler geçti. Bu süre içerisinde ne daktilom oldu, ne de yazar olabildim.
2007 yılındayız. Ne daktilom var, ne de yazarım.
Yazar Arayan Bir Gazete
Gazeteport namı ile ma'ruf internet sitesi (ki, "internet gazetesi" olarak anılmaktan büyük zevk alıyor kendisi) bir kaç ay kadar önce bir yarışma başlattı: Yazar Aranıyor. Nicelik itibarıyla büyük bir yarışma. Yüzlerce kişinin gönderdiği binlerce yazı, yazılara verilen puanlar; ödüller, ödüller ve ödüllerden sonra, üç kişi Gazeteport'un yazar kadrosunda yerini alacak. Tabii hatrı sayılır bir maaşla.
Gazeteport, genç yazarların önünü açmak için böyle bir girişimde bulunduğunu söyleyedursun, biz puanlandırma sisteminden bahsederek mevzuya küçük bir giriş yapalım (önemli kısmı sona sakladık. Heyecan artsın, okunma sayısı artsın, şan, şöhret, para... öhm.)
Bir sonraki hafta hala yarışmada olabilmek için yazarların yazdıkları ilk bilmem kaç yazı içerisinde yer almak durumunda. Bunun için de yazısının fena halde oylanmış olması gerekiyor. Ne kadar çok oy, sıralamada o kadar yüksek yer. E haliyle jüri Gazeteport okurları olunca, usulen acayip durumlar ortaya çıkabiliyor. Yazar adayları eşe, dosta, akrabaya haber uçuruyor: "Yazımı oylasanız ya." E-posta zincirleri oluşturuluyor: "Arkadaşımız X'e destek olalım." Oluyorlar onlar da, "sağolsunlar." Gazeteport ekibinin yazıları küfür ve hakaret içerenleri ayırt etmekten başka müdahalesi olmuyor (hoş, olsa da ne değişecek; bunu da sona sakladık.) Hülasa, yazarın "kalite"si, "kalibre"si, aldığı oylarla, yani ulaşabildiği eş, dost sayısıyla doğru orantılı olarak yükseliyor, ya da düşüyor.
Gazeteport Ne Ola Ki?
Geldik mevzunun heyecanlı yerine...
Soru şu: Gazeteport nedir? İnsanları Gazeteport'ta yazar olmak için böyle canhıraş bir telaşenin içine ne sürükler? Orası gerçekten özgür bir mekan mıdır, yoksa insanların feragât edebilecekleri şeyleri test eden bir ortam mı?
İç gıcıklayıcı bir sloganla işe koyulmuştu Gazeteport: "İnternet Gazetesi" Haber sitelerinden farklı olarak, sunulan haberler gazete mizanpajına yaklaştırılıyordu. Künyesi, "tecrübeli gazeteciler"den müteşekkildi. Şuydu, buydu. Sonra Doğan Grubundan, sonra Sabah Grubundan kovulan Fatih Altaylı Gazeteport'a geldi. Slogan değişti: "Fatih Altaylı'nın başyazar olduğu yer." İnkâra lüzum yok, şu an Gazeteport, ekmeğinin çoğunu Fatih Altaylı referanslı yiyor.
İçeriğinde ne var? Bildik şeyler. Sürekli çalışan magazin pompaları, anti-hükümet tezinden beslenen içli militarizm, bol soslu ulusalcılık, vesaire. Matbu bir yayın organının olmaması haricinde, merkez medyanın herhangi bir neşriyatınınkinden farksız bir yayın politikası.
Yazar Olmak İçin Gereken Malzemeler
Peki Gazeteport'ta yazar olmak isteyenler bunları bilmiyorlar mı? Bunu, yani merkez medyanın herhangi bir yazarı olacaklarını, Fatih Altaylı'yla yanyana yazacaklarını, buranın Fatih Altaylı'nın at koşturduğu bir yer olduğunu, ulusalcılığın zirve yaptığı şu günlerde bundan nemalanan bir sitede boy göstereceklerini, magazin yazarlarıyla aynı serviste yer alacaklarını... Elbette ki biliyorlar. Peki Gazeteport'ta yazar olmak isteyenler holding medyasını ya da Fatih Altaylı'yı çok mu seviyorlar? Bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki; asla! Hatta nefret ediyorlar.
Yazar adaylarının ürünlerine öylesine göz atmak bile 'iddia'larımı bir anda 'gerçek'leştirecektir. Kimler yok ki... Televole kültürünü yerden yere vuranlar, solculuk hususunda mangalda kül bırakmayanlar, "önemli olan insan" temalı romantik kalemler, Gazeteport hatrına İslamcılığı Srebrenitsa'ya sıkıştıranlar; süper laikler, ultra muhafazakarlar, mega İslamcılar, hiper milliyetçiler, multi fonksiyonel ulusalcılar... Gelgelelim, her birinin ortak şikâyet noktaları var: Medyadaki çürümüşlük, sosyal hayattaki tezatlar, cehalet, yasaklarla mücadele, toplumsal paranoyalarımız... Diğer deyişle, Gazeteport'u herhangi bir merkez medya ürünü yapan asgari unsurların hepsine de muhalif bir yazar adayı topluluğu.
Bir tarafta sen solculuk yapacaksın, öte tarafta Gazeteport militarizm makyajlayacak.
Bir tarafta sen İslamcılık oynayacaksın, öte tarafta Gazeteport "tacizci imam" haberi kurgulayacak.
Bir tarafta sen muhafazakar muhafazakar yazacaksın, öte tarafta Gazeteport AB'nin sözlerini kutsayacak.
Bir tarafta sen Petek Dinçöz'ü eleştireceksin, öte tarafta Gazeteport Seda Sayan'ın güzellik sırlarını maddeler halinde sıralayacak.
Tezatın bu kadarına da pes doğrusu!
***
İnsanoğlunun devasa tezatları göze alarak nelerin peşinde koşabileceği her devrin kendine has şartlarına göre değişir sanırım. Kimi zaman para, kimi zaman makam, kimin zaman aşk, kimi zaman nefret. Gazeteport'un tezat operatörü yazar adaylarınınki bunlardan hiçbiri değil galiba. Belki para olabilir ama... şahsen, sanmıyorum. Bu olsa olsa "yazar" olma galeyanıyla girişilmiş bir iştir. "Yazar" olmak... yani tanınmak, yani sevilmek, yani el üstünde tutulmak, yani herkesin fotoğraftaki kişiyi şıp diye bilmesi.
13 yaşındaki bir çocuk yazar olabilmeyi daktilo sahibi olmakla bir tutarken, 30 yaş civarı koca koca adamların yazarlık kriterleri "kendinle çelişmeyi göze al, arkana bakma, Fatih Altaylı'yı sev" şeklinde özetlenebiliyor.
Gerçek dünyaya hoş geldiniz.



