İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 4

İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 4

Edip Ozan Karaoğlu - Kasım 6th, 2007

I.

noktayı unuttum sandım. unuttuğumu sandığım sakîl, sanrı değilmiş. tanrı değilmiş yaşamama sebep. ben en çok burada yanıldım.
eski bir film var. sessiz. unutmuşum mikrofonu açmayı. eski bir mektup var, kapı aralığından bırakılmış. bir tutam zülüf içinde. biraz kahır biraz öykünme. geleceğim diye bir ses var. tutuşan ve bırakmayan, tutuşan ve bütün azalarıyla pencereden bakma isteği uyandıran bir gece var. sanrı değilmiş, çok sonra anladım.
haksızlık ettiğim de yok hiçbir şeye. üstüm başım kan içindeyken de kurmuştum bu cümleyi; kendime haksızlık etmiyorum.
kimseyi dağlanmış saymıyorum. en çok gözlerine bakıyorum herkesin. en çok ne söylemediğine bakıyorum. -ne söylemediyseniz yakanızdadır ellerim.-
noktayı unuttuğumu sandım bindokzyüzdoksanbeşyılınınkasımayıydı. yağmurlubirgüniçinsöylenecekcümleler tasarlıyordum. öyle bir şey ki anlatılmaz diyordum, öyle bir şey ki benden değil. şu göğe ne diye bakıyorum sanki?
kedilerin ve günışığının ve duvara çizilmiş bir resmin yarattığı tufandan kaçmaya çalışırken elleriyle toprağı kazan ve en çok sol bacağı aksarken küfreden bir yalnızlığın dağlanmasına müsade edecek kadar gözlerimi kör eden şu göğe bakmaktan sanki ne anlıyorum?
hatırladım. nokta dediğim çekmecesinde eski fotoğrafları saklayan ve ağlayan insanlar için kurtuluş yolu değildir.
şu mektupları yazmasanız artık?

II.

bazı vakitlerde daha çok bakıyorum geçmiş/e.
yaşlandığımın delili olabilir belki bu durum. insan yaşlandıkça günlük şeyleri unutur ve fakat uzak geçmişi tüm ayrıntılarıyla hatırlarmış.
'hayat' kelimesi harflerinden 'hata' kelimesinin yazılabiliyor olması ne acı bir tesadüftür. (neden böyle ayrıntılara dikkat ediyorum?)
hayat ve yapılmış hatalar her gün daha çok düşündürüyor. daha çok geliyor gözüm önüne geçmiş. tutulmuş köşe başlarından geçmeden yol almaya çalışmak ile mutluluk denilen o vahşi havvanı dizginleyebilmek arasında geçen, çarkları arasında nece güzel gözü harcamış bu hayatın kayıtları, sanki zamanı ayarlanmış gibi böyle yağmurlu akşam vakitlerinde hissettiriyor kendini durmadan.
-eve döndüm- evim âh.. [Şimdi ev gebedir]
çetin yolculukların müphem duraklarından sonra, işte bu kenti ev biliyorum. haliç'te beyoğlu'nun ışıkları, öylece duruyorum. [bu duruş en zarifi duruşların]
ve sen.. meskûnum. duruşumun müsebbibi. hatalarımın en yalçın tepesi. hep böyle zamanlarda büyüyorsun, daha, daha.
eğer bir kadın bir erkeği severse dünya el değmemiş ağaçlardan bir ormana dönüşür. ne çok kıymetlisin. ne çok biliyorum şimdi kıymetin ne demek olduğunu. ne çok şey hatırlıyorum senden şu çürümüşlüğe inat. [sevdim/mecburdum/aşkın mavi hâlisin/göğe başımı her çevirdiğimde gördüğüm] şunca yıldan sonra hâlâ..
sesim çopurlanıyor. duman soluyorum. yüzüm yaşlanıyor. ve ben göze alamadıklarımın kaybettirdiklerine nâmeler düzüyorum.
-eve döndüm-
içine seni koymamadığım yere ev denir mi? usuma kazınan kasımın yağmuru ıslatmıyorsa ayni vakit aynı yerde biz'i; eve dönmüş sayılır mıyım? [aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde/sevine sevine/sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına/aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına/ilkel bir duyguyla bağırır kalırdım] kalamadım..
aşk; gözün gördüğünden ötesini göze almak değil miydi? [senin uzun uzun bakmaların/dı benim tutsak yaşantılarım]

şu metinlerin tanıklığı olmasa hiçbir yüze bakmak gelmezdi içimden.
bilmese idim sevmeyi; adı adına benzeyen bir çocuk sahibi olabilirdim. adı adına benzeyan adam kadar cesur olabilse idim; adın adımın yanına yazılabilirdi. [yazık şairler kadar cesur değilim]
yazılmış her harfin senden ibaret olduğunu bile isteye inkâr edip durdum şunca yıl. şunca yıl sonra bile yazılacak her harfin başlattığı yağmurdan kaçmaya çalışmaktan ibaret seni sevmek. ben hâlâ bile isteye korkağım. sesim çopurlandı ve davûdi bir gürültü beynimin işgâl etti.
evimdeyim ve şarkım kulaklarımda. kâlbimin dönüş yolları yakın görünüyor.
[durdurun gece hücumlarını/artık aşk insan kalbine sığmıyor]

III.

..bir mısra gibi ağzınız
dillenmemiÅŸ dinlenmemiÅŸ bakire aÅŸklarda..

-sokakta tıkırtılar. birlikte hiç yürümediğimiz istiklal caddesi gürültüsü gibi değil. tıkırtılar.-

sesiniz -siz benim yüzümsünüz- yüzünüze en çok yakışan ağzınınız bitimsiz melodisi. bol acı bol gökyüzü dolu bir şarkıyı çıplak sesle söyler gibi bir duru özlem. sanki kışmış da yetişmeye çalışıyormuş gibi son vapura.

elleriniz avucuma akan lav. gece yarısı tüm şehri dolaştıracak bir sancı. elleriniz yarına kalmayı gerektirecek denli hayatkâr. her biri bir başka kentten gelmiş parmaklarınız. buluşmuşlar ve bir çağlayana dönüştürmüşler dokundukları her yeri.

gözleriniz bozkır. gözleriniz vaha. gözleriniz ayaz günlere cân veren pınar. tarumar ülkelerin kadim sevdası. korkulu ve tedirgin. yürüyen zaman gözleriniz. melâl mevsimi. sonra esrar. bir sıkıntıya sarılmak gözleriniz. gözleriniz mevzide ölümü karşılamaya hazır bir tabur.

saçlarınız kelimelerle taranmış. kuşkulu. sadece düşlere çıkan bir yol. parmaklarımı azad etmeyen sahibe. saçlarınız örgülerinden çırıpçıklak soyunup düşen göğsüme. ateşten izler bırakan. savursanız şehirde yangın çıkar. toplasanız tutulur güneş.

ömrünüz ömrüme verilmiş hediye. dirim. ikrâr.

-karac'oglan der ki hâlimiz nece-[ gece ]

Yeni yorum gönder
Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.