Deneme
Mutsuz Çocuklar Cenneti
Hüseyin Kaya - Ağustos 25th, 2008
Yeryüzünün en hüzünlü gözleri oyuncak bebeklere aittir. Bir oyuncakçı dükkânı önünde yahut büyük mağazalardan birinin oyuncak reyonunda birkaç dakika seyredin, siz de farkına varacaksınız mutlu ve sevimli edası verilmeye çalışılmış hüzünlü bakışların. Yalnızca oyuncak bebeklerde mi? Diğer oyuncaklarda da aynı hüznü, aynı yalnızlığı hissetmeniz mümkün. Hatta çocukları şiddete meylettirdiği öne sürülen oyuncak silahlara bile dikkatlice baktığınızda üzerlerine her şeyden ziyade kaç masum yavrucağın yalnızlığının sinmiş olduğunu göreceksiniz..
Evet cümle oyuncaklar, çocukların yalnızlığından yapılır ve sunulur çocuklara. Bu yüzden kendilerinden bir parça gibi bakar çocuklar oyuncaklara. Kırılan her oyuncak, kırılan bir çocuk kalbidir bu yüzden.
İçimden Semtler Geçiyor
Said Aydın - Haziran 28th, 2008
“Süleyman Sertkaya'ya
Başak Abla ve Bahar Abla'ya
Ahmet Anık'a”
Başka bir yazıda söylemiştim, “toplulukların karşısına” şiir yahut yazı ile çıkacağım önceden, benim kararım beklenmeden verilmiş gibiydi çocukluğumda ve ilkgençliğimde. İlkokul dörtte öğretmenimiz için düzenlenen veda partisinde “püfür püfür” kısmını hatırladığım o şiiri okumak mesela, ortaokulda ve özellikle lisede henüz şiir miir yazmamışken adımın bir şekilde “şair”e çıkmış olması, kompozisyon ödevlerinde ve yazılılarında kendimi sorumlu hissetmem… Bütün bunlara ben karar vermemiştim aslında, bir şekilde böyle gelişti ve ben de “tamam” demiş bulundum sanırım. Birçok başka (ve önemli) etkiyle beraber kendimi üniversitede buldum; İstanbul’da Türk Dili ve Edebiyatı okuyan biriydim artık. Hiç unutmuyorum elbette; lisans birinci sınıftayız, Fundagül Apak isimli bir hocamız var, “Okuma Yazma Atölyesi” isimli derste enteresan şeyler deniyor. Bir gün elinde teyple geldi, hiçbir şey söylemeden bir şarkı dinletti, ardından bir yazı okudu. Sonradan öğrenecektik, şarkı George Michael’in bir şarkısıydı, “Karşının Işıkları” ismindeki İstanbul yazısı da Murathan Mungan’ın bir yazısıydı. Ardından hoca “Paris güzel bir kadın gibidir, her dilde ilân-ı aşk eder
Sair
Edip Ozan Karaoğlu - Nisan 2nd, 2008
said aydın’a..
“ölenlerin adını unutma”
Şurada bir dize duruyor. Çok önce yazmışım gibi, seni hiç gitmemişsin gibi duruyor.
Sen hiç gitmemiş ol. Bu dizenin adı olsun bu: sen hiç gitmemiş ol. Bir ada sahip tek dize bu olsun. Üzümün ve ekmeğin ve erguvan kokusunun da ayrı ayrı ve sadece bizim bildiğimiz adları olsun.
Atonal melodilerimiz olsun. Bizim şarkımız hep aksak olsun. Sen daha şarkı başlamadan ağla, ben hayret edeyim güneşin her gün doğuyor olmasına. Ben henüz kovulmamış olayım.
Bir Şair
Resul Davutoğlu - Kasım 5th, 2007
sahrada bir pınar buldum. zifir gecede bir ışık. bahtıma mehtap düştü. güneş erken doğdu. nehirler yollarını değiştirdiler. gel seslerini duydular da merhamete geldiler. nehirler ağladılar. çöllere ve sahralara koştular.
bir şair buldum. karda bir çiçek buldum.
bir gül mevsimlerle savaşıyor.
yunus çile görmemiş.
gönlünü öldüren gerçek diri.
ömrünün perisine hayır diyen. reddettiğinin ardından ebedi bir yasa düşen. kendini yakarak ışık olan.
bir destan. bin nağmeye sığmayacak bir destan.
2023 Doğumlu Çocuğa...
Afşin Selim - Ekim 29th, 2007
Sana bu mektubu, fay hattında türlü kırılmalar olan bir ülkeden yazıyorum. Dalgasını geçiyor dünya hepimizle; tahammülsüz dünya, kavram kargaşalarıyla boğmaya çalışıyor hepimizi.
Beyaz fosfor mermileri ile konuştukları Ortadoğu’nun en şarki köşesinden yükselen çığlık, seni 2023’lere nasıl hazırlıyor bilmiyorum, lakin herkesin yeni bir “pax” a ihtiyaç duyduğunun farkındayım. Teolojik sorun, jeopolitik bir buhrana gebe kalıyor. Çünkü, bizi bugün dilsizleştirmek, kimliksizleştirmek ve hükümsüzleştirmek isteyenler, yarının çocuklarına, sizlere de yeni bir dünya ve yeni bir insan tipi dayatıyor.
Telâşlarımızı değiştiriyorlar. Kaygılarımızı, kaygan zeminlerin üzerine çekip, beyinlerimizi alçıya alıp, düşüncelerimizi de yavanlaştırmak istiyorlar.
Hayat
Resul Davutoğlu - Ekim 26th, 2007
ses, his, müzik ve prensesler. renkler ve kelebekler. dünya. ve evlerinden uzaktaki kadınlar. farklı ortamlarda ölen çiçekler.
müzik bir kılıç gibi gönlü yarıyor. gönüller ölümle dirilirler. tembellik ölüm. cehd ışık.
çinli kadınlar. vatansızlaşmış kadınlar. ölmüş kadınlar. ölümlerine tören düzenleyen prensesler.
yokluklarıyla mağrurlar.
ve bitim. hüzün bulutlarını fora eden nihayet.
bizi geri çağıran sevgi. gel sesine karşı yok olduğumuz ve iradesizleştiğimiz aşk.
beklemek ve mecburi bir kararla gitmek istediğimiz yere boynumuzu bükerek ama isteyerek revan olmak. ses deryasına tekrar dalmak.
İfadeye Hürriyet
Resul Davutoğlu - Ekim 15th, 2007
İfade hürriyetinin olduğu diyar; sorunların kansız, en kolay çözüm bulduğu diyar. Konuşulan, serbestçe, korkusuzca, her yönüyle konuşulan mesele, hal yolunu kendi bağrından önümüze serer. Tartışılan her mesele, yumuşar, sertliği gider, kavranılır hale gelir.
Sözler düğümleri çözer. Kelimeler kapıları açar.
İki ciddi sorunumuz var. Muhafazakârların üstündeki baskı –onun sembolü başörtüsü olmuş- ve Kürt sorunu. Adeta kangrenleşmişler. Özellikle Kürt sorunu... Çözülmeli ama nasıl. Bu tarz yürüyemiyor ama nerden tutulacak.
Bu çetrefilliğe sebep konuyla ilgili her şeyin konuşulamıyor olması. İçteki bütün düşünceler ifade edildiği an, çözüm yolu hemen önümüzde açılacak. Ama baskı karanlık ve karanlıkta yol alınamaz.
Yılanların Öcü
Afşin Selim - Ekim 1st, 2007
Anne demiştim sana, “yalnızca iyi bir mühendis olmak yetmiyor”, diye... Şimdi görüyorsun işte, bizi bir mahsene hapsedip kırbaçlıyorlar. Sövmedikleri ne kaldı? Kaçımız duyduk acıyla inleyen bedenlerimizin anlam çığlıklarını...
Şimdi bak sessiz sedasız iniverdiler sokaklarımıza... Hani o çok sevdiğin komşuların vardı ya, hiçbirinden eser kalmadı. Yok olup gittiler. Terk etmek zorunda kalmışlar buraları. Kim oturup ağlayacak halimize?
Bir etnik rüzgar aldı götürdü mahallemizin afacanlarını... Şimdilerde her biri birbiriyle kanlı bıçaklı olmuş dediler. Soykırım bakışlarla seyrediyorlarmış birbirlerini. Batılı efendileri önlerine bilmem kaç kilometre uzaklıkta bentler örüp, kör etmişler gözlerini birbirlerine... Hangi türküler ve hangi şiirler anlatır derdimizi anne? Bu yara dineceğe benzemiyor. Bu yara daha önceki yaralarımıza da benzemiyor anne...
Bir ihtilal sonrası, “insanlığın aydınlanma süreci geldi” dediler. Ne kadarda şaşırmıştık anne. Herkeste bir telâş vardı. Birbirimizi seyrediyorduk, birbirimizle alay edercesine... Sonra baharlarımızı dahi birbirimizden kıskanır olduk.
Kimse Yok-
Mustafa Karasoy - Eylül 27th, 2007
Geldiklerini duyuyorum. Üzerimde tan yerinin olanca ağırlığı. Badem çiçekleri geçiyor pencere önünden. Titriyor her şey, çınlıyor kulaklarım. Üzerimde bir sûreye uzanan yaban hırıltıları. Geldiklerini biliyorum.
Geliyorlar. Bacaklarımda dermansızlık oluyorlar. Annemin dualarından yapılma iplere asıyorum kendimi. İstemezdi oysa o etimin kararmasını. Yorgun ve hevessiz olmamı istemezdi.
Evcil bağdaşmışlıkların ayak sesleriyle gelen yatıştırıcılığın dağıldığı bir zelzele oluyor gelmeleri. Oysa ev bütün anlamlarıyla sakindir. Bütün köşelerinden tanır insanı.
Evde olmak istemiyorum.
Çalamadığım bir türküyü mırıldanarak geçiyorum köprüyü. Çocukken bütün akşamüstlerimi bir köprünün üstünde geçirmeyi dilerdim. Irmağın olanca kızıllığını akşamın olanca büyüsüyle birleştirmek için çok oldu evden kaçtığım. Geldiklerini duymamak için evden kaçtığım. Kendimi duymamak için evden kaçtığım.
Tımarhâne Feryatları
Afşin Selim - Eylül 20th, 2007
Sen ki genç adam; fişi çekildi hayatın, o halde fişinde çekildi. Hissediyor olman gerek. Haysiyet meselesi yaptığın hayatın, kanalizasyon kuyusundasın. Köpek nefsinde, fütursuzca nefes alıp vermelerdesin…
Bayatladı nefes alışverişlerin. Beynini tokatlamalı. Gitmeli mi bu diyardan, belki de nefret etmeli… Yaşamalı güzel çocuk. Yaşatmalı.
Hayat; yine mayat sana. Şehirdesin. Ve çığlık çığlığasın. Bağırtılarını duyar gibiyiz. Evet, biz insanlar, biz şehrin insanları, seni sensizliğe terk edeceğiz. Tüm duyarsız tarafımızla yaşayan bizler, ucuzlaştıracağız senden duyduklarımızı, senden işittiklerimizi…
Geceyi bekle. İşporta tezgahlarında olsun gözün. Onlar çıktıkları zaman, sen de dışarıya çıkmayı dene. Korkma, şehir karanlık olacak, biz evlerimizde, ve doğrudur ki, yarı ölümlerimizde olacağız. Seni, kaldırımlarda göreceğin sıçanlara emanet edeceğiz.
Pencere nedir bilmezsin değil mi genç adam?..


