Hayata Dair
Tarihin Karadeliği: İntihar
Edip Ozan Karaoğlu - Ağustos 8th, 2008
[yurdumsun ey uçurum]
Bazı kelimeler kolay telaffuz edilmezler. Özellikle kaçınır bazı şeyler hakkında konuşmaktan insan nesli. Adı anıldığında ortaya çıkacağından şüphelenilen korkulardır bunlar. En önemlisi, en kayda değeri, en çok kokulanı; hayatı kaybetme yollarından biri: intihar..
Dokuz yaşında idim bu kelimeyi ilk hissettiğimde. Biliyordum daha önceleri de, duyuyordum. Aşk filmlerinde sıkça telaffuz edilen bir kelime idi; intihar. –beni terk edersen kendimi öldürürüm- Kelimeyi anlamlandırmaya ve sorgulamaya başlamam gazetede genç bir kızın intihar ettiği haberini okumam ile başladı. Sebebini hatırlamadığım bu olayla birlikte girdi hayatıma intihar düşüncesi.
İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 4
Edip Ozan Karaoğlu - Kasım 6th, 2007
I.
noktayı unuttum sandım. unuttuğumu sandığım sakîl, sanrı değilmiş. tanrı değilmiş yaşamama sebep. ben en çok burada yanıldım.
eski bir film var. sessiz. unutmuşum mikrofonu açmayı. eski bir mektup var, kapı aralığından bırakılmış. bir tutam zülüf içinde. biraz kahır biraz öykünme. geleceğim diye bir ses var. tutuşan ve bırakmayan, tutuşan ve bütün azalarıyla pencereden bakma isteği uyandıran bir gece var. sanrı değilmiş, çok sonra anladım.
haksızlık ettiğim de yok hiçbir şeye. üstüm başım kan içindeyken de kurmuştum bu cümleyi; kendime haksızlık etmiyorum.
kimseyi dağlanmış saymıyorum. en çok gözlerine bakıyorum herkesin. en çok ne söylemediğine bakıyorum. -ne söylemediyseniz yakanızdadır ellerim.-
noktayı unuttuğumu sandım bindokzyüzdoksanbeşyılınınkasımayıydı. yağmurlubirgüniçinsöylenecekcümleler tasarlıyordum. öyle bir şey ki anlatılmaz diyordum, öyle bir şey ki benden değil. şu göğe ne diye bakıyorum sanki?
İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 3
Edip Ozan Karaoğlu - Eylül 13th, 2007
I.
[bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla/bir kuş tel kirpiklerin kanat olsun/bir kuş çırpınan kalbi dudağımda/bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun/bahar gelmiş balam benim/bahar gelmiş dayanmış/dalda yaprak bebeciğim/suda köpük uyanmış/kuzulara özenmiş kızım benim/körpe sesler dinlenmiş/ay ışığında yanmış yavrucuğum/onun için beyazmış]
kimin gözü değdi cismine de kan revan içinde kaldın paramparça. kime çok geldi karaltın. neye fedâ edildin böyle.
nereye yaslansam şimdi, nereye döksem içimin küllerini. kim taşır göğsümdeki mahşeri. /nuh'a haber eyleyim de gelsin de tufan görsün/
insan denilen bu etten/kemikten yanılgının hiç mi merhamet sabahları olmaz. hiç mi durmaz bu acıtma hissi. biz ne zaman böyle yanmaya doğduk. ne zaman seğirdi tenimize güneş de sevdik karanlıkta oturmayı.
İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 2
Edip Ozan Karaoğlu - Ağustos 16th, 2007
I.
dışarda yağmur. içerisi yalnızlık. sokaklar ortadan kalkmadı hâlâ. gözlerimi -yeşil olanları- okyanusun vahşetine terk ettiğimden beri yalnız yürümeye de alıştım. büyük kentler gördüğüm zamanların şaşkınlığı da yok artık.
kitaplar sıralanmış, odada aynı koku, perdeler sıkı sıkı kapalı. beklemek tanığıdır insan olmanın. [geceler uzun ve yalnız] haylamıyor evet hiçbir şey. /kırılan putların yerine yenilerini koyan kim/
ömrümün ne kadarını yaşadım bilmiyorum. daha ne kadar bu sığlığa karışmaktan kendimi alıkoymaya yetecek gücüm, bilmiyorum. insanlardan, insanların sahte yüzlerinden, yeminlerinden sıkıldım. bu oyunun parçası olmadıklarını gözüme sokmaya çalışırken içten içe oynadıkları oyunlarından sıkıldım. nâdan kucaklaşmalarından sıkıldım. acı çekiyormuş gibi yapışlarından sıkıldım. hiçbiri gözlerimi -yeşil olanları- bıraktığım yerde değiller. orda olmaya cesaret edemezler. hiçbiri heder olmayı göze olamaz. [her biri uzak bir beldeden geldi/sanılsın istiyor yosmalar/böylece saygın fahişeler/arasına katışacaklar] katışamayacaklar ama hayatıma.
yalnızım. gözlerimi -kahverengi olanları- toprağa çevirdim. /aşklarım, inançlarım işgâl altındadır/tabutumun üstünde zar atıyorlar/cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır/
İkinci, Ürkü
Osman Mazlum - Mayıs 31st, 2007
bir saat iki saat üç saat gibi şeyler oluyor
ama
hiçbir şeye benzemiyor
tutturduğum türkü
nedendir bilmem
edip'le söylediğimiz zaman
oluyordu halbuki
(Turgut Uyar)
[elimi kaç kere yıkadıysam o kadar kere havlu tuttum. gözlerimin rengini hep siyah bildim aynaya karşı, kimliğimi dört kere değiştirdim hiçbirini kaybetmemiştim. "şiirde bütünlük!" dedi davudî bir ses, deniz tarafından: ünlem nedir bildim. kimliğimi bildim, kimliğimi unuttum kaç kere havlu tuttuysam avludaki kuyudan o kadar korktum. denizi ilk gördüğümde dalgakıran aradım kıran kuyuyu, kızan avluyu, mavi kimliği. üç tane ay, iki tane yıldız, içinde dört kardeş bir yeğen uyunulan mavi taht. "gözlerini kapama, beni deniz tutmaz." diyenin elini üç kere bıraktım, dördüncüyü hiç. ünlemi uğulduyan o sesi duymazlıktan, cümleyi görmezlikten, unuttuğum çorabı hatırlamazlıktan geldim. sakalımı nereden kessem?]
Çok özenerek aldığım mavi bir kalemle dokuzuncu sayfasından ayırdığım ve günlerdir televizyonun yanında dergilerin arasında duran o kitabı almaya uzandım. Az önce de kırmızı defteri yerdeki yığının içerisinden çekip aldım, alırken aklımda hiçbir şey yoktu,
İlk Türkü'ye Zeyl
Edip Ozan Karaoğlu - Mayıs 27th, 2007
"bre ağalar bre beyler
ölmeden bir dem sürelim
gözümüze kara toprak
girmeden bir dem sürelim"
Bir çocuk var. Az konuşuyor, sık nefes alıyor. Sürekli dalgın. Kapkara gözlerini hep uzağa dikiyor. Adı Tuğrul. 15 yaşında. Canım yanıyor diyor. Sık söylüyor bunu, sık konuşmasa da.
Ben o zamanlar yumruklarımı sıkıyordum. Büyük ve öfkeli laflar ediyordum. Her şeyi diyordum her şeyi bir kenara koyabiliriz. Neyimiz var ki sanki?
Hep yürüyoruz. Hiç durmak istemiyor sanki. Hiçbir yerde bir kaç dakikadan fazla kalmak istemiyor. İki duvarın arasından geçiyoruz. Tırtıklı bir yapısı var duvarın. Her geçtiğimizde elini duvara sürterek yürüyor. Parmaklarımı diyor ancak burada gerçekten hissediyorum. Soğuk ve karanlık bir tepeye kadar yürüyoruz. Yüzümüzü şehre dönüp oturuyoruz. Az konuşuyor.
İşaretlenmiş Takvim Yaprakları 1
Edip Ozan Karaoğlu - Mayıs 23rd, 2007
Duran, duran, duran, duran, duran, ne ki bu, bu kaybolmayan, bu kendinden kendini bilmez, bu şafağa yaklaştığını sanan, bu âh!
Bu gelen bahar değil, bu benim taşıdığım.
Yalnızca biraz ışık. Dileyebilir miyim?
Bu kız, bu afişte gözleri bahar bahar. Olmalıyım, oldurmalıyım. Kaçmayın bu benimki kangren. Bu benim, tedavi ve ülser.
Ağlayabilirim sevgili bayım. Çok çocuk düşledim ben.
Siz bilmezsiniz nasıl. Off yapmayın. Benim dirençsizliğim gün gibi. Sarhoş olabilirim siz bilmezsiniz. Diyar diyar. Âhh yapmayın.
İtiraf edebilirim. Kanamaktan bilinçsiz, sizin bildiğiniz gün doğumu, ben âh. Ağlayabilirim.
Sevgiler bildim, diye mi bu güneşin kaçkınlığı. Bakın işte iki damla ağlıyorum. Bakın ben de insan yanlarımı, bakın define niyetine, bakın kendimden kaçtığım yalan mı sandınız hayır bu ben değilim.


