Eleştiri
Geleneğin Dirildiği Kalem: Beşir Ayvazoğlu
İdris Ekinci - Ekim 4th, 2008
Kırk yıl önce Sivas’ta çıkan Hizmet Gazetesi’ndeki yazısıyla edebiyat ve yazın dünyasına adımını atan Beşir Ayvazoğlu, bugün Türk Edebiyat’ındaki sağlam yeri ve önemiyle her zaman hatırlanması gereken bir isimdir. Yirmiyi aşkın, deneme, biyografi ve inceleme türündeki eserleriyle ve şairlik damarının kattığı nezih ve temiz üslubuyla Türk Edebiyatı ve Sanat’ı ile iştigal eden herkesin uğramadan geçemeyeceği bir yazardır. Kırk rakamının geleneğimizde önemli bir yeri vardır. Sufiler riyazet için kırk gün kimse ile görüşmezler, cenazelerimiz vefatlarının kırkıncı gününde dua ve yemeklerle anılır, doğan çocukların kırkıncı günü olgunluğa adım attıkları gün olarak önemlidir vs. Yazarımız Beşir Ayvazoğlu da yazın hayatındaki kırk yılını doldurması hasebiyle saygıyla anılması gereken büyüklerimizin arasında yerini almıştır.
Ayvazoğlu, eserlerini vücuda getirirken üsluba oldukça dikkat eden bir yazardır. İnceleme ve biyografi eserlerinde özellikle oluşturmaya çalıştığı akıcılık onun için çok mühim bir unsurdur. Bilgilerin ruhtan yoksun, arka arkaya dizilip yazının ağırlaşmasını hiçbir zaman tasvip etmez.
İnternet, MSN, Facebook, Şimdi Sırada Ne Var?
Yunus Emre - Eylül 10th, 2008
Giderek yaygınlaşan internet kullanımı, ölçülü ve bilinçli kullanılmadığı takdirde bağımlılık yapıp insanları yaşamdan koparıyor. Özellikle toplumdan ve aileden uzaklaşan çocuklar için internet, kötü alışkanlıklara kapı açan bir kâbusa dönüşebiliyor.
Bu doğru. Fakat bizler bu durum karşısında ne yapıyoruz? Nasıl yanlışlar yapıyoruz ki, bir türlü durduramadığımız kartopunu andıran bu canavarın gittikçe büyüdüğünü görmekle kahroluyoruz?…
İnternet Evin Pislik Yuvasıdır!
İnternet özellikle bizim (Tarık Tufan’ın lügatindeki “bizim mahalle”sindeki “biz”e atıftır) camiamızda ilk yaygınlaştığı zamanlarda “internet kullanmayın, günah” türünden yazılar yazdık. “İnternet evin pislik yuvasıdır!” başlıklı radikal yazılarla internet sitelerini doldurduk.
"Murder Me Mickey!": Natural Born Killers'ın Hatırlattıkları ve Medya
Şemseddin Cihan - Mart 20th, 2008
Natural Born Killers filminde, Mickey ve Mellory Knox çiftinin yakalanıp hapishaneye getirildiği sahnede, hapishanenin önünde durup çifte destek veren kalabalığın içinde açılan akıllara zarar pankartta yazar bu kelimeler: Murder me mickey!
Kesinlikle Deccal'i (The Anti-christ) oynayan bu iki çiftin kronik bir biçimde işledikleri cinayetler ve arkalarında yaptıkları cinayetleri anlatacak birilerini bırakma semptomları, bu müthiş çifti varolan medyatik sürecin bir parçası yapmaktadır. Bu medyatik süreç, aslında sistemi yok etmekle tehdit eden bu iki Anti-christ'ı bile öyle bir şekilde kutsamaktadır ki, kalabalığın içinden birisi -ki şüphesiz bu süreç içerisinde iyiden iyiye yabancılaşmış ve Deccal'den kendi ipini çekmesi için medet uman birisidir bu kişi- bir pankartla Mickey Knox'tan kendisini öldürmesini istemektedir.
Birey-Toplum Karşıtlığı: Modernite'yi Eleştirmek
Şemseddin Cihan - Şubat 6th, 2008
Leslie Lipson, “Demokratik Uygarlık” isimli kitabında şöyle bir önermede bulunur:
Özgürlük x Eşitlik = Demokrasi
Lipson, Rousseau'dan, Locke'a, Hobbes'a vesair siyaset felsefecisine, modernliğin en temel kaygılarından birisini yaşatmış olan bu sorunsalı işte bu denklemle ifade eder. Malum olduğu üzere, modernliğin işte bu en yüksek aşaması olan çağımız, kamusal alandan özel alana, siyasi örgütlerden insan hakları örgütlerine kadar, aklımıza gelebilecek her alanda kesin ve net bir "norm" koymuştur: Demokrasi. Dünyamızın çok yakın bir dönemde tanıklık ettiği en iğrenç saldırılardan birisi, işte bu yüce "norm"un altına gizlenilerek yapıldı.
Ne Oluyoruz?
Edip Ozan Karaoğlu - Ocak 17th, 2008
Fırtına bir türlü durulmuyor. Pkk saldırıyor, asker saldırıyor, insanlar ölüyor. Mesele hiçbir yere gitmiyor. Gencecik insanlar ölüyor sadece. Anneleri anadillerinde ağıt yakıyor. 90’lı yılların ortalarına doğru şiddetlenen çatışmalarda sıkça gördüğümüz sahneler bugünlerde tekrarlanıyor. Demek ki o günden beri hiçbir gelişme kaydedememişiz.
Diyarbakır’da yaşanan patlamanın ardından zaten sıcak olan gündem kor haline geldi. Yine ağıtlar ve hiçbir derde deva olmayan söylemler..
Farkında mısınız bu saldırılar yaşama şeklimizi değiştirmeye başladı. Eskiden beri sayıları az diye görmezden geldiğimiz şovenistler artık daha kalabalık bir grup ve daha gür seslerle ülkede birlikte yaşayan halkların arasına nifak tohumları serpmeye çalışıyorlar.
Hatır Belası
Gül Doğan - Ocak 14th, 2008
Televizyonlar ve bilgisayarlar çalışıyor, kafamın içinde hep aynı mekanik sesler dönüp duruyor, radyolarda djler aşk şarkıları çalıyorlar hâlâ, minübüs şöförleri her zaman olduğu gibi çok korkusuz, insanlar işe gidiyorlar her sabah, insanlar facebooktan ilkokul arkadaşlarını arıyorlar, insanlar haberleri izleyip çay içiyorlar, saçlarını yaptırıp yasal kumarla şanslarını deniyorlar, kedilerini besleyip komşularıyla kavga ediyorlar, ahkâm kesiyorlar, reklamları izliyor, satın alıyorlar, satıyorlar, yargılıyorlar, cezalandırıyorlar, galeyana geliyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar, ve fakat hiç dinlemiyorlar.
Kimileri yazılarını yarıştırıyor, televizyon gösterilerinde insanlar yeteneklerini yarıştırıyorlar, kimi “büyük adam”lar paralarıyla satın alabilecekleri şeyleri yarıştırıyorlar, okullarda çocuklar öğretmenlerinden aldıkları yıldızları yarıştırıyorlar.
Korkuyla Süslenmiş Modern Zamanlar
Gül Doğan - Aralık 31st, 2007
Görkemli plazaların, kocaman asansörlerin, kocaman asansörlü çok katlı yapıların kıyısında gecekondu mahallelerinin, susuz tarlaların, çiçeksiz bahçelerin, trafik ışıklarının, egzoz kokusunun, lüks arabaların, tıklım tıkış belediye otobüslerinin, arama motorlarının, elektronik postaların, sırası olmayan okulların, çatısı olmayan evlerin, sıcak-kurak yazların, yağmurlu-ölümlü kışların, bilboardların, üçüncü sayfa haberlerinin, arka sayfa güzellerinin, ekonomik çıkmazların, küresel ısınmanın, küreselleşmenin, ihanetlerin, korkunun, silahların, tıkalı yolların, açık yolsuzlukların, depremlerin, parfüm kokularının, topuklu ayakkabı seslerinin, gözyaşlarının, biber gazlarının, nemlendiricilerin, yıldız yaratma yarışmalarının, tacizlerin, gözdağının, sahte samimiyetin, yalanların, ahmak ıslatanların arasında...
Edebiyatın Pornografisi
Mustafa Karasoy - Ekim 30th, 2007
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...
Sezai Karakoç
Bir adam var, yetmiş dört yaşında. Bütün hayatı yazmakla geçmiş. Hem fikirleri hem de şiirleri arkasından gelenlere yol gösterici olmuş. Bir nesil yetiştirmiş. İlerleyen yaşına rağmen mücadele etmeyi sürdürüyor.
Sezai Karakoç’u göz önünde olmayı sevmeyen bir adam olarak tanıdık. Mecbur kalmadığı sürece toplum önüne çıkmayan bir adam. Röportaj vermeyen bir adam. Tanışanların çoğu çok soğuk ve itici olduğundan bahsediyor. Diriliş Partisi çalışmalarını yürütürken bile medyada nadiren görünen bir lider profili çizdi.
On dakika düşünüp üç kitap yazanların, gündem olmaktan başka işi olmayan şairlerin,
Kitlesel Yalnızlık Şubesi: Facebook
Gül Doğan - Ocak 27th, 2008
“Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin...”
-İsmet Özel-
Her sabah daha bir yalnız kalkıyor insan artık yatağından. Ve her gün yeni zırvalarla dolduruyor yalnızlığını. Adına medeniyet diyoruz, geçip gidiyoruz.
Medeniyet bize her gün yeni oyuncaklar sunuyor. Öyle rastgele oyuncaklar da değil üstelik, günbegün açılan yaralarımızı kaşıyan süslü oyuncaklar. Etrafımızdaki binalar yükselir, caddeler kalabalıklaşırken küçülen egolarımızı şişiren oyuncaklar...
İnternet bu oyuncaklar için biçilmiş bir kaftan. Chat kanallarıydı, arkadaşlık siteleriydi, itiraf sayfalarıydı, online günlüklerdi derken, yeni “trend” facebook oldu.


