Hayata Dair
Sair
Gönderen: Edip Ozan Karaoğlu Çar, 02/04/2008 - 21:27
said aydın’a..
“ölenlerin adını unutma”
Şurada bir dize duruyor. Çok önce yazmışım gibi, seni hiç gitmemişsin gibi duruyor.
Sen hiç gitmemiş ol. Bu dizenin adı olsun bu: sen hiç gitmemiş ol. Bir ada sahip tek dize bu olsun. Üzümün ve ekmeğin ve erguvan kokusunun da ayrı ayrı ve sadece bizim bildiğimiz adları olsun.
Atonal melodilerimiz olsun. Bizim şarkımız hep aksak olsun. Sen daha şarkı başlamadan ağla, ben hayret edeyim güneşin her gün doğuyor olmasına. Ben henüz kovulmamış olayım.
Pencereyi açıp karın yüzümüze düşmesi için dua edelim. Yüzümüze düşen her kar tanesi için yeniden dua edelim. Bütün dularımız için yeniden. Duamızın bir adı olsun. Itri’nin bestelerinden birine koyalım duamızı. Bayram namazlarında okunsun, çarşılarda bir güzelin yüzünü gördüğünde biri, ağlarken okunsun, ölürken.
Doğduğum Yer - Kars - Bu Şehirde “Yakalık” Takmak Yasak!
Gönderen: Sümeyye Küçük Pzt, 25/02/2008 - 03:21
En eskilere gitmem gerekiyor, en eskilere! Mavi önlüğüme çok yakışan bembeyaz yakalığıma, bembeyaz çoraplarıma. Bu şehirde “yakalık” takmak yasak! Tıpkı beyaz çoraplar gibi. Bu şehrin evlerinin bacalarından çıkan duman önce babamın ciğerlerine yapışırdı, sonra beyaz yakalığıma. Ve Sümbül Teyze’nin o kocaman bahçesine astığı iplerine annemin serdiği beyaz çarşaflara. Önce babam kızardı bu şehre, isine, kirine, ciğerlerine; sonra annem başlardı bu şehre, beyaz çarşaflarına, küçük kızının yakalığına. Ben kızmadım hiç, kızamadım; oysa okuldan eve dönüşlerimde nefesimi hızlandıracak yokuşları vardı, düşüp de dizlerimi kanattığım, yakalığımı çamura saldığım, yakalığımın düğmelerini yitirdiğim ara sokakları vardı.
“Kars, çocukların da Kars’ı”
En çok çocuğun bulunduğu mahalleydi bizim mahalle ve maçlar hep bizim mahallede yapılırdı. Ben pek nadir görürdüm, benim abim vardı çünkü. Abisi olan çocuklar hep ufaklıktır.
Doğduğum Yer - Kızıltepe - O Bahçeden Söz Etmekten Korkma
Gönderen: Said Aydın Pzt, 18/02/2008 - 01:00
“vicdan azabı rolünde yaşamak niyetindeyim,
kendimden bahsettiğime bakmayın,
asıl mesele sizsiniz”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar
Bu yazıyı günlerdir düşünüyorum. Aynısı, yıllar önce okul dergisi çıkarmaya niyet ettiğimiz heyecanlı zamanlarda “şair dosyası” yaparken de başıma gelmişti. “Cemal Süreya Dosyası” yapılacaktı, ben büyük bir heyecanla hemen kabul etmiştim, ardından aynen bu yazıdakine benzer sıkıntı gelip kurulmuştu orta yere. Oranın girişinde de böyle bayat kullanımlar var mıydı, hatırlamıyorum şimdi. O dergiden söz ederken “yıllar önce” demek de garip ya, neyse. Dosyayı bir çırpıda yazabileceğimi düşünüyordum, hiç zorlanmayacağımı. Ama tabii ki öyle olmadı, ben günlerce çırpındım yazabilmek için, evde bir kitap yığını içinde dönüp durdum, en sonunda yine şimdikine benzer bir “yazamama”dan söz etmiştim giriş kısmı olarak. Orada İlhan Berk kurtarmıştı beni, El Yazılarına Vuruyor Güneş’te Nietzsche’nin yazma biçiminden söz ediyordu, “parça parça yazmak”.
Doğduğum Yer - İnegöl'den Kolayca Çıkma Yolu
Gönderen: Naim Atabağsoy Cum, 15/02/2008 - 05:09
Yetişkin olmamanın bütün olanaklarını kullandım İnegöl'ü kolayca terk edebilmek için. Bu kolaylık öyle acı vericiydi ki, bizi İnegöl'den koparan, amcamın büyük, kırmızı kamyonu tozlu sokağımızdan çıkarken son bir kez arkamı dönüp iç geçirerek bakmadım bile. Annem gibi ağlayamıyordum bu ayrılışa. O sırada, yani biz o sokağı ve o mahalleyi ve o şehri terk ederken, kamyonun arkasına iplerle -emaneten- bağlanmış bisikletimin emniyette olup olmadığını düşünüyordum yalnızca.
Hatırlıyordum. Hatırlıyor, ama ağlayamıyordum. İnegöl'ün girişindeki bir tabelada "Mobilya, köfte ve kaplıcalar kenti İnegöl'e hoş geldiniz." yazar. İşte burada sözü geçen mobilya “cenneti”nin kapısının anahtarlarına sahip insanları tanıyordum. Çünkü babamın sanayi içinde, bir cadde kenarında, bir büfeciği vardı. Oraya sık sık giderek bozuk paralarla ve hesap makinasıyla oynardım. Hatta babam zaman zaman, müşteriye para üstü vermeme müsaade ederdi.
Doğduğum Yer – Akşehir – Sultan Dağları Kadar Yeşil
Gönderen: Selman Maltaş Per, 14/02/2008 - 00:25
Uzun bir yolculuğun son durağındayım. Gözlerimi dünyaya açtığım yer, Konya’nın en yeşil vadisi. Bir ucunda Sultan Dağı, bir ucunda Akşehir Gölü. İki ufkumda iki farklı tablo: Yeşil dağ ve mavi göl.
Bir çırpıda soluyuverdiğiniz şehrin sakini olmak bir o kadar kolay ve bir o kadar zor. Hoca Nasrettin’in “dünyanın ortası burasıdır” dediği toprak parçasındasınız en nihayetinde. Muzip bir iddia olsa da, bilinç altınızda bir yerlerde hep bu fikir dolaşıyor. Farkında olmasanız da, sizi bir irtifaya çıkarıyor. Hele şehir öyle bir yerde duruyor ki; biraz Ege dolu oluyorsunuz, biraz İç Anadolu ve biraz da Akdeniz. Şöyle kendinizi sıksanız, dünyanın dört bir tarafına parça parça dağılacağınız hissi uyanıyor damarlarınızda. Açıkçası bu durum çocukken de işime geliyordu, şimdi de… Belki büyük dedelerimin Kırım’dan göçmesi buna sebeptir. Ruhumda bir parça Karadeniz kalmıştır belki. Ruhumda bir parça hırçın dalgalar kalmıştır… O yüzden bazen ısrarla yerimde durmak isterken koşmak geliyordur içimden. Ve ısrarla koşmak isterken bağdaş kurup oturmak...
Doğduğum Yer - Amasya - Ben Mustafa İken
Gönderen: Asım Gültekin Çar, 13/02/2008 - 00:36
Benim doğduğum yer Amasya’nın Taşova ilçesi. Sene 75 imiş. İlkokul bitene kadar orada kaldım ben. Sonra ortaokul için İstanbul’a geldim, yatılı okudum. İstanbul’a tek başıma 11 yaşında gelişin öncesi ile sonrası arasında çok farklar var. Çok çok farklar..
İlkokul beşe kadar ismim Mustafa idi.. İstanbul’da Asım oldu.. Sınıfta altı Mustafa idik çünkü.
Ben mustafa iken yine kitapları dünyasında yaşardım.
Ben Mustafa iken tarihle ilgili şeyler okumayı çok severdim.
Ben Mustafa iken ufukların ötesini çok merak ederdim.
Benim Mustafa olduğum zamanlar tarlada, bahçede, sokakta ve kütüphanede geçen zamanlardır.
Ve bir de bisikletlerle geçen zamanlar. Bisiklet kiralama ve tamiri ile meşguldü babam. Dolayısıyla ben de..
Simit sattığımı da hatırlıyorum. Ve nedense üşüdüğümü satarken..
Doğduğum Yer - Mersin - Burada Her Şey Sıcak
Gönderen: Gül Doğan Salı, 12/02/2008 - 01:45
"Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir" diyor Konstantin Kavafis.
Herkesin arkasından gelen bir şehir var mıdır bilmem ama Mersin'den ayrılanların ardındaki denizi biliyorum. Biliyorum, çünkü o denizin sesini hâlâ duyuyorum.
İstanbul... Hani o bütün betimlemelerin az kaldığı kocaman şehir. Şiirin şehri... Buraya gelirken bu tılsımla öylesine doluydum ki güneyden ayrılmak neredeyse hiç üzmedi beni. Evet, biliyordum ki özleyeceğim çokça, çünkü biliyordum ki güney hep çok başka bir mavi ve ben o mavinin Mersin tonunun sıkı bir seyircisiyim. Ama düşündüm ki, gittiğim yer: deli İstanbul! Unutturmasa da oyalayacak kadar güzel, o denli çekici, o kadar hin...
Doğduğum Yer - Silvan - Kan Kent
Gönderen: Mesud ATA Pzt, 11/02/2008 - 07:32
“ve fakat Silvan diyemem, ağlarım;
çocukluğumun başkenti!”
Sönmüş bir volkanın dibinden koparılıp getirildiğim; toprağına, çamuruna, kanına bulandığım... Zarifoğlu'nun benim asla hatırlayamayacağım yaşlı anılardan birinde dibinde olduğu, tasvir ettiği evin penceresinin arkasında, yazları serin toprak evlerden birindeyim. Işık girdiğini hatırlamadığım, önüne duvar örülmüş bir pencere var. Pencere, ışığı emmek vazifesini bir kitap rafı olmakla takas etmiş bir oyuk. İçinde dedemin tütünü, bir de okunmayan bir Kur'an ve tesbih etmeyen bir tespih. Çocukların yer çekimine meydan okuyabildiği bir zemin. Damlarında misket oynanan bir avlular, küçeler. Bir “ah” sesinin bir başka toprak evde yankılandığı; "mahremiyet" denilen şeye yabancı insanların ortak yaşam alanı.
Kandan şehir Silvan. Kan, evet; kanla kardeş olmuş bir kent. "Martyropolis" demişler adına; şehitler şehri… Kente adını veren Hıristiyan din şehitlerinin ve ardından başka başka medeniyetlerin üzerine örtülen topraklar... Adı değişen tanrılar uğruna, kanlarının rengi uğruna kanları dökülenlerin makberi. Kocaman bir anıt, bekçiliğini kimsenin yapmaya cesaret edemediği, üzerinde anaların doğurduğu devasa bir kabristan.
Hatır Belası
Gönderen: Gül Doğan Pzt, 14/01/2008 - 03:04
Televizyonlar ve bilgisayarlar çalışıyor, kafamın içinde hep aynı mekanik sesler dönüp duruyor, radyolarda djler aşk şarkıları çalıyorlar hâlâ, minübüs şöförleri her zaman olduğu gibi çok korkusuz, insanlar işe gidiyorlar her sabah, insanlar facebooktan ilkokul arkadaşlarını arıyorlar, insanlar haberleri izleyip çay içiyorlar, saçlarını yaptırıp yasal kumarla şanslarını deniyorlar, kedilerini besleyip komşularıyla kavga ediyorlar, ahkâm kesiyorlar, reklamları izliyor, satın alıyorlar, satıyorlar, yargılıyorlar, cezalandırıyorlar, galeyana geliyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar, ve fakat hiç dinlemiyorlar.
Kimileri yazılarını yarıştırıyor, televizyon gösterilerinde insanlar yeteneklerini yarıştırıyorlar, kimi “büyük adam”lar paralarıyla satın alabilecekleri şeyleri yarıştırıyorlar, okullarda çocuklar öğretmenlerinden aldıkları yıldızları yarıştırıyorlar. İnsanoğlu hababam yarışıyor ve tuhaf bir keyif alıyor bundan.
Ben almıyorum. Başladığım her yarış giderek bir işkenceye dönüşüyor bende. Yarış içinde olan hâlimle kavgaya tutuşuyorum sonra.
Korkuyla Süslenmiş Modern Yaşamlar
Gönderen: Gül Doğan Salı, 01/01/2008 - 00:32
Düpedüz ölüyoruz.
Görkemli plazaların, kocaman asansörlerin, kocaman asansörlü çok katlı yapıların kıyısında gecekondu mahallelerinin, susuz tarlaların, çiçeksiz bahçelerin, trafik ışıklarının, egzoz kokusunun, lüks arabaların, tıklım tıkış belediye otobüslerinin, arama motorlarının, elektronik postaların, sırası olmayan okulların, çatısı olmayan evlerin, sıcak-kurak yazların, yağmurlu-ölümlü kışların, bilboardların, üçüncü sayfa haberlerinin, arka sayfa güzellerinin, ekonomik çıkmazların, küresel ısınmanın, küreselleşmenin, ihanetlerin, korkunun, silahların, tıkalı yolların, açık yolsuzlukların, depremlerin, parfüm kokularının, topuklu ayakkabı seslerinin, gözyaşlarının, biber gazlarının, nemlendiricilerin, yıldız yaratma yarışmalarının, tacizlerin, gözdağının, sahte samimiyetin, yalanların, ahmak ıslatanların arasında... Düpedüz ölüyoruz.
Zaman geçmişi düşünüp özlem duymak zamanı. Geçmişte güzel şeyler yaşandığından mı dersiniz? Hayır, hiç de değil. Bu ülkenin insanının geçmişi de geleceği de şimdisi de hemen hemen aynıdır esasında. İsyan etse “terörist” oluverir adı hemen, etmese ruhu bile sıkışır kalır; “vatan” dese eline hemen silah alır, katil olmaya hep dünden razıdır; komünizmden korkar, darbelerle kavrulur; şeriattan korkar, darbeler çifte kavurur; sonra darbeden korkar, gider paşa paşa “Ilımlı İslam Devleti”ne oy verir;

Son Yorumlar
2 Gün 22 Saat önce
4 Hafta 2 Gün önce
5 Hafta 3 Gün önce
7 Hafta 6 Gün önce
8 Hafta 3 Gün önce
9 Hafta 2 Gün önce
10 Hafta 12 Saat önce
10 Hafta 6 Gün önce
11 Hafta 6 Gün önce
12 Hafta 1 gün önce