Gündem

Ne Oluyoruz?

Fırtına bir türlü durulmuyor. Pkk saldırıyor, asker saldırıyor, insanlar ölüyor. Mesele hiçbir yere gitmiyor. Gencecik insanlar ölüyor sadece. Anneleri anadillerinde ağıt yakıyor. 90’lı yılların ortalarına doğru şiddetlenen çatışmalarda sıkça gördüğümüz sahneler bugünlerde tekrarlanıyor. Demek ki o günden beri hiçbir gelişme kaydedememişiz.
Diyarbakır’da yaşanan patlamanın ardından zaten sıcak olan gündem kor haline geldi. Yine ağıtlar ve hiçbir derde deva olmayan söylemler..
Farkında mısınız bu saldırılar yaşama şeklimizi değiştirmeye başladı. Eskiden beri sayıları az diye görmezden geldiğimiz şovenistler artık daha kalabalık bir grup ve daha gür seslerle ülkede birlikte yaşayan halkların arasına nifak tohumları serpmeye çalışıyorlar. Bu hep böyleydi evet. Yeni olan şey ise giderek daha fazla insanın bunlara inanıyor olması. Birlikte yaşayıp, gerektiğinde vatanı korumak için birlikte ölen, aynı sofrayı paylaşan, kız alıp kız veren, birlikte türkü söyleyen, okuyan, yazan, velhasılı Türkiye’de ortak bir kültürden söz edebilir ise bunu birlikte meydana getiren topluluklar birbirlerinden nefret etmeleri için kamçılanıyorlar.
11 Eylül saldırılarının ardından Abd’de yaşayan insanların, gördükleri herkesten şüphelenmeye başlamasının nedeni de bununla aynı idi. Korku, insanları savunma mekanizması geliştirmeye itiyor ve kendileri gibi olmayan herkesi düşman olarak görmeye başlıyorlar. Bu da Bush gibi adamların işine geliyor elbette. Kendi tahakkümlerini sürdürmek için insanların korkularını kullanıyorlar.

Köyümüzden Sami Yusuf Geçti


“İster kurşun, ister oy pusulası; insan iyi nişan almalı; kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.”
Malcolm X

Son birkaç yılımıza lirik mührünü vuran Sami Yusuf İstanbul'daydı. Azeri sanatçının ilk Türkiye konseriydi bu. Elbette ki ne gibi reaksiyonlar alacağı da merak konusuydu. Feshane nam maruf mekanda binleri coşturan Sami Yusuf'a değil belki, ama Feshane'yi pop konseri alanına çeviren izan yoksunu akustik zihinler gereken cevabı verdi: Konser bizim neyimize?!

Konser görüntülerinden çıkardığımız bu sonuç kimsenin garibine gitmesin. Zira iki haftada olup biten basit bir hikayeden bahsetmiyoruz. Bu bizim damarlarımızla alakalı bir mesele. Kanser mi? Bence, evet, bu bir kanser!

Başlayalım mı?

Ordunun İkiyüzlülüğü

Herkesin malumu Kuzey Irak'a bir operasyon yapılması gündemde. Yapılamaması demek daha doğru olurdu belki. Hergün kalkan asker cenazeleri, giderek büyüyen bir halk öfkesi ve Kuzey Irak'ta erki elinde bulunduran Kürt liderlerin açıklamaları ile gerginleşen bir ortamda yaşıyoruz.
Bundan 4-5 yıl kadar önce bir Kürt arkadaşım konser vermek için Kuzey Irak'a gitmişti. Döndüğünde elinde Kürdistan Merkez Bankası'nca basılmış paralar vardı. Birinci Körfez Savaşı'ndan beri orada fiilen bir Kürt Devleti mevcut. Son yıllarda resmi kurumlarını da tamamlayarak legal bir yapıya bürünme hevesindeler.
İlk olarak şunu söylemeliyim. Kürtler'in bir Kürt Devleti kurmaya hakları vardır.

Gücün İktidarı & İktidarın Gücü

27 Nisan Muhtırası'nın üzerinden henüz bir ay bile geçmedi. Sular durulmuş, muhtıra unutturulmuş görünüyor. Her ne kadar muhtıraya karşı sert tepkiler ortaya çıkmamış olsa da ordu kendini geriye çekti. Meydanı “gücün iktidarı”ndan memnun kitleye bıraktı. Muhtıra sivil olduğunu düşünen halkın eli ile yürürlüğe sokuluyor.

Tam bu günlerde YÖK Başkanı Erdoğan Teziç çok enteresan bir cümle kurdu: “Anlaşılan siyasi çoğunluk devlet iktidarını ele geçirmek istiyor.” Belki de ilk kez bu kadar aleni bir şekilde devlet-millet ayrılığı dillendirilmiş oldu.

İçeriği Paylaş (C01 _th3me_)