İktibas

Dostoyevski - Suç ve Ceza


- Evet efendim, suçlunun suç işlediği sırada ruhsal bakımdan sağlıklı olmadığı görüşünü savunuyordunuz. Çok çok ilginç bir görüş, ama… yazınızın bu bölümü değildi benim ilgimi çeken. Daha çok, yazınızın sonunda, ne yazık ki açık bir biçimde değil de, üstü kapalı açıkladığınız düşüncenizle ilgilenmiştim… Sözün kısası, anımsarsanız, üstü kapalı olarak, birtakım insanların var olduğu… bu insanların her türlü rezilliği yapabilecekleri, her türlü suçu işleyebilecekleri, dahası buna hakları olduğu, onlar için henüz bir yasanın bile yapılmadığı görüşünü savunuyordunuz.

Düşüncelerinin böylesine ısrarlı, amaçlı bir biçimde değiştirilmesine gülümsedi Raskolnikov.

Razumihin dehşete kapılmış gibi sordu:

- Nasıl? Ne demek oluyor bu? Suç işleme hakkı mı dedin? “Çevre onu bozduğu” için olmasın bu sakın?

Erkekler Bizimle Eşit Değil

Kadınla erkek eşit midir? Kadın erkeğin yaptığı her şeyi yapabilmeli midir? Kadının asli vazifeleriyle erkeğin asli vazifeleri her zaman aynı mıdır? Bu ve benzeri bir sürü soru gündemden hiç düşmüyor. Kadının toplumsal konumu herhalde kıyamete kadar tartışılacak bir mesele. Bunun nedenini mevcut -ezbere dayalı- argümanlarla yola çıkmamamıza bağlamak mümkün. Zira yüzyıllardır tartışılagelmiş bir meselede hala bir arpa boyu yol alamamışsak, ya da aldığımız yol pozitif hukuk düzenlemelerinden öteye gidememişse bir arıza var demektir. Arızayı fark edip etmemekse belki biraz maharet istiyor, belki de bir devrim.

Bugün Visale Sıddık’tan ve Sudanlı kadınlardan bahsedeceğiz. Mezkur tartışmalara son noktayı koymak hususunda hedefe ulaştıkları bir gerçek.

Visale Sıddık, Sudan İslami Hareketi lideri Dr. Hasan Turabi’nin eşi. Şu anda Müslüman Kadınlar Örgütü’nün başında. Visale Sıddık’tan öğreneceğimiz çok şey var. Çünkü Afrika hakkında edilen kimliksiz laflardan üzerine düşen payı -her zaman- alan Sudan’da kadının toplumsal konumu dikkate değer.

Oğuz Atay - Korkuyu Beklerken

……….

Bununla birlikte, bütün gece bunları ve buna benzer şeyleri düşündüm; hiç uyumadım. Radyoyu açtım; bütün melodilerin güzel yerlerini, radyo bittikten sonra ıslıkla çalmağa çalıştım; olmadı. Kendime kötü birini örnek almıştım herhalde; sürekli olarak onun hayatını yaşamak, hayattan bir sonuç çıkarmak (nasıl?) ve gece yarısı ıslıkla melodi çalarak birilerine (kimlere?) benzemek istedim. Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu; güzellikler , bir kere görünüp kayboluyordu. Rembrandt gibi resim yapılamıyordu. Rembrandt ne demek?

Nerede Kalmıştık?

Şükürler olsun. Meydanlardaki kör dövüşü bitti. Şükürler olsun. Envai çeşit anket safsatası bitti. Şükürler olsun. Kazasız belasız bitti. Şükürler olsun. Artık daha fazla hakaret işitmeyeceğiz.

Meclis başkanı seçilecek, hükümet kurulacak, cumhurbaşkanı seçimine geçilecek. Parlamento aritmetiği ve bakanlar kurulu şekillenmesi nasıl olursa olsun bizi bekleyen çok büyük işler var. Daha doğrusu Nisan’dan bu yana buzdolabında bekleyen meseleler.

Bir hafta filan eğlenebilirsiniz; kutlayın, “biz nerde hata yaptık” deyin, yeni kabineyi tartışın… Ama çabuk bitsin. Nisan’dan bu yana komadayız; yapacak çok işimiz var.

Bir İmam Liderin Hatırasına İthafen... / [Nihat Nasır]

"Bugün Che’yi bir devrimci olarak saygıyla anan insanlar, kendilerinden olan Humeyni’yi akıllarına bile getirmiyorlarsa eğer, bu dramatik vefasızlıkta, İran İslâm devriminin ve onun karizmatik liderinin, sağlıklı ve olması gereken bir tarzda ele alınmamasındaki sakat yaklaşımın payı oldukça büyüktür."

Sevgili Fatih, İmam Humeyni ile ilgili bir yazı istediğinde, bugüne kadar ‘Humeyni’yi anlatan bir yazı yazmadığımı hatırladım.
Kahramanları ve sembol şahsiyetleri çok önemseyen birisi olarak neden yazmamıştım acaba?
Aslında cevabı, belli bir hassasiyetin içerisinde saklı… Zira bu zat, mütemadiyen bir tartışmanın konusu edilmişti.
Devrimin gerçekleştiği 1979 yılından, vefat tarihi olan 4 Haziran 1989 yılına kadar sürekli olarak tartışıldı.
İşin tuhaf tarafı, bu tartışmalarda itidal yoktu. Ya ‘İmam-ı Ümmet’ denerek ve Müslüman olmanın ön koşulu olarak İmama biat edilmesi gerektiği öne sürüldü veya ‘hak olmayan beşinci mezhepten’ (?) birisi olarak ve tarihi arka planı olan nedenlerden ötürü zemmedildi.

Selam


selam;
hüzünleri iki ile çarpıyorum.
kahırları on iki ile.
bir kitap arasında –adı lazım değil- solmuş bir mektup: “unut hüzünleri.. unut kahırları.” diyen sesleri boğamadı bu gece.
bu gece daha bir hüzünlüyüm.
bu gece daha bir kahır doluyum.
mektupta “yazarsan yazarım” diye bir cümle var. ve “tanışalım. geç de olsa tanışalım.” diye süren cümleleri.
ve ben o solmuş mektubu yeniden okumanın verdiği coşkuyla kahırları bir saksafon içine teksif eden anlayışa karşı öfkeyle doluyorum.

İçeriği Paylaş (C01 _th3me_)