Şiir

Emeller Dev

Unut cananı şair
Ayrılık seni sevmiş
Aşkların sana hançer
Emellerin bir devmiş

Gülümse kaderine
Başedilmeyen rakip

Can Havli

ıslak bir tüfek gibi
tutkuluk yapıyor şimdi sesim
ve hangi köşeye pussam
gökyüzü benim...
- ey gökyüzü annesi bulutların -
koynunda uyur gibi uyuyorum
cesaret denen meleğin.
oysa çocuktum ve yorgun
dilimin üstünde uyurdu

Geride Bıraktığı Kan Kırıntılarını Bulamayan Adam


"eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?"

varsan şayet tanrım,
artık göster kendini ne olur, söküp parçalarını bıraktım kalbimin
birleştir tanrım, kana bula beni
uyansın İbrahim'in güvercini; kum bi iznillah!

ellerindeyse iplerimiz, nedir çektiğim kuyudan
çok geriledim, inemem daha derine
vurgun yiyorum galiba
tanrım
varsan

Sıkıntı

Su çekilir kurur bataklık
Milden bir çatlama sarar her yanı
Çıtırdar yapraklar, kökte ıslaklık
Sararma mevsimde sapmaz zamanı

Su sığalır siner sıcaklık
Terden bir buğulanma yutar sabahı
Güneş sarımtrak gün aydınlık

Ölü Güvercinlerin Kanat Sesleri

iyi bilirim
kanat seslerini ölü güvercinlerin
gövdesinde kanayan çığlıklar
aşka cevaz verir gibidir

iyi bilirim
ne çok kanat sesidir
gök kubbemde

Yalan ve Gerçek

Hiçle ömür harcanıyor aşikâr
Bu seferi taç ile bitirmek gerek
Kar olmasa sonuç, kesindir zarar
Bu yol yalan lakin menzil tam gerçek

Sonucu semaya varan merdiven
Baş aşağı olsa çukura çıkar
Görülen asl değil, kabuk, eldiven
Aldanmak yüreği derinden yakar

Saltanata bir yol, bir yol zindana
Hayret ki ne hayret tacın yolu boş

Ayn, Şın ve Kaf


Şafakta ağlaşan umutlar
Avuçlarında beslediği korlarla nutuk çeker
Ölünesi düşlerle örselenmiş toprakta
Şakaklara dayanmış rüveyda hançerin sancısı,
Mehtapta yakamozun meramını anlatır
Ayn, Şın ve Kaf…

Kurşuni sözlerden arındırılmış
Firak zincirlerin ölüme tahammülünde

müsvedde satırlar 2

nazını soldurdu denize karşı
cümleler kuramaz oldum
sustu okyanusa akan alevler
müsveddesi kaldı avuçlarımda

acının sahnesinde tiradlar
ve harabe renginde kostüm
perde kalkıyor oyunun yüzünden
gözler son nefesin eşiğinde

göğsü yanıyor toprağın

Realist İmge

Kanatırcasına göklerin yüzündeki sivilceleri
Devasa puntoların gölgesine mendil açmış
Yağmur bulutları bekleriz
Kurutulmuş derilerimizi yıkamak için

Yakılmış kitaplarımızın küllerinden geriye kalan hikâyeleri
Damarı tükenmiş bir vadinin göğsüne atıp
Milyonlarca dev aynasında güneşi kafesleyen

Güzide Cellât

Ülfet hayatın tıkanık damarlarında
Şehrin sahte ışıklarında uluyor körpecik serçeler…

Yadigâr idam sehpasından süzülen vefa
Hüzün ve gözyaşı meleklerin avuçlarında titrek
Doğuyor güneş sara nöbetlerinde
Hâlini arz ediyor gök ağlayışlarıyla
Kurusıkı yaşları kabul etmiyor toprak…

İçeriği Paylaş (C01 _th3me_)