Hikaye

Karşılaşma

Abi kardeş minibüste ikisinin de gözleri ilerlerde bir yerlerde boşlukta, dalgın seyir halindeydiler. Kafaları ve vücutlarının duruşu dikti. Zor gününde dik kalmayı tercih eden aile geleneğinin göstergesi, şimdi kalıtım yoluyla ailenin son iki erkeğinde kendini devam ettiriyordu.

Abi arada henüz bugün tanıdığı/haberdar olduğu kendisinden yirmi yaş küçük kardeşine tam ona doğru yönelmeden bakma girişimlerinde bulunuyor, bakmak ister gibi kafasını sola aşağıya çevirir gibi oluyor, sonra vazgeçiyor eski vaziyetini alıyordu. İşin gerçeği uzaktan bakınca kardeş oldukları hiç de anlaşılmıyordu. Hele henüz bugün karşılaşıp tanışan iki kardeş oldukları, tahmin edilemez ihtimaller arasındaydı. Birbirlerine karşı mesafeli duruşları sanki yan yana denk gelmiş iki yolcuymuş görüntüsü veriyordu. Benzer bakışlar benzer duruş ama birbirini umursamaz tiplerdi.

İlerlemekte oldukları yolun her iki tarafında yol boyunca devam eden mezarlık vardı. Yolcular arasındaki yaşlıca kadın bahsediyordu yanındakilere. Bahsediş tarzından ilk defa bu minibüste karşılaştıkları anlaşılıyordu ancak gerek birbirlerine hak veren “tabi komşucum”lardan gerekse konuşacak insan ihtiyacının mekan tanımadan vücut bulmasından sanki yılların komşularıymış gibi kaynaştıklarına şahit olunabilirdi. Diyorlardı ki, mezardakilerin ruhları rahatsız olurmuş böyle pervasız çalışmalardan. Nereye kadarmış bunlar böyle hergün hergün. Müslüman adam bunu düşünmezmiymiş.

Öldükten Sonra Deliren Kahraman ya da Başlığıyla İntikam Alan Yazar

Bugün, ölümümün birinci yıl dönümü. Bakmayın mezarımın ıssızlığına, terk edilmişliğine; yaşarken, üzerimde biten şu yabani otların toprağa tutunduğu kadar sıkıca tutunmuştum dünyaya. Dostlarım vardı. İyi günde ve kötü günde yanımda olacaklarını umduğum dostlarım.
Bir ölünün tavsiyelerini dikkate alır mısınız?
Dinleyin; dostluk dediğin, toprak üstünde başlayıp yine orada son bulmamalı. Gerçek dost, şu mezar yalnızlığını bile delebilendir. Şu karıncalar, şu dikenler kadarını olsun yapabilendir dost! Nasıl mı? Şüphe yok ki bilmiyorum. Yaşarken de bilmiyordum ve henüz bebek denebilecek yaşta bir ölüyüm. Böyle derin bir hikmetin cevabı değil sorusu bile benim için fazla iddialı.
Yalnızım! Hiç dostum yokmuş. Ben bunu bilir bunu söylerim.
Her neyse, sağ olanlar başınızı yeterince şişiriyordur zaten, bir de benim dertlerimle incinmesin o nazik başlarınız.
Sözü gelmişken, “nazik baş” derken, sizi iğnelediğimi, sanat yaptığımı falan sanmayın diye, ölüm sebebimi paylaşmak istiyorum sizlerle.

Yanda boş bir belge var yazılmayı bekleyen ve / yol kenarında sere serpe ölmüş ölü bir köpek

YOL KENARINDA SERE SERPE ÖLMÜŞ ÖLÜ BİR KÖPEK

Sere serpe ölmek evet. Köpekler için hele de yol kenarında ölen köpekler için sere serpe ölmek bir şanstır. Karıncalar için de. Kargalar bile güler sere serpe uzanan bir köpek ölüsü karşısında. Leş kargaları.
Bir belgeselde görmüştüm; bir aslanın av artığından -ki bu artık bir geyiğe aitti- önce sırtlanlar sonra akbabalar, sonra envai çeşit böcek besleniyordu. Ta ki hayvanın sadece kemikleri kalana kadar. Diyorum ki geyik ne bitimsiz bir besin. Bu noktada yazıyı geyik muhabbetine çekersem geyik muhabbetinden başka şey elde edemeyecek oluşum beni en az aç aslanların önüne katıp kovaladığı yavru bir geyik kadar ürkütüyor.

Âh Minel Aşk!

“Züleyha Keder, kocası tarafından şiddete maruz kalan binlerce kadından birisiydi. Beş sene önce evlendiği Mehmet Temiz ile çok güzel günleri oldu. Ne var ki, bu güzel günler çok uzun sürmedi. Aralarındaki geçimsizlik her geçen gün büyüyor, tartışmaların ardı arkası kesilmiyordu.

Geçen hafta sonu evinde ölü bulunan Züleyha Keder’in başından çok şiddetli bir darbe aldığını polis kayıtları da teyit etmekte. Yetkililer bu işi kocasının yaptığı konusunda hem fikir... Ayrıntıları akşam saat 20.00’de ana haber bültenimizden takip edebilirsiniz. İyi günler!”

***

Ufuktaki Umut

Umut

Çılgınca bir hüzün kaplar semayı; avuçlar duaya açılır mahzenlerde, uhrevi dünyaya hicret başlar…

Yetim kalmış bir acının feryatlarıydı kâinatı inleten ses. Taş kesilmiş kalplerin duyamayacağı, şefkat katrelerinin yanaklardan süzüldüğü gamzelerin ise hissedeceği/yaşayacağı feryatlar…

Hayalin derinliklerinde, yüreklerin en onulmaz yaralarında bulunan korların isyan ettiği bir şehir. Ve şehrin göbeğinde tek koluyla ayakkabı boyacılığı yapmaya çalışan bir yetim. Yetimdi, öksüzdü ama dilenmeyi değil, rızkını aramayı sabırla sürdüren bir çocuktu.

Gerçek Sanat

Son noktayı koyarken eli titriyordu.
Bitmiş miydi?
Ömrünün yarısını uğruna harcadığı, diğer yarısını ise onun için hazırlık yaparak geçirdiğini düşündüğü büyük eser sonunda bitmiş miydi?
On beş yıl…

Güllerle Düşen Kale: Srebrenitsa

 

“dünya hakkını kullandı ve kaybetti
piçlere yol açın
taç koyun başlarına”

İguman Âşıklar Muhafız Alayı Kumandanı, Albay Rock
***

Kadim Dünya’nın nefs ve Şeytan tarafından nesebi sakatlanmış çocuğu Avrupa, kısa ömrüne rağmen gün geçtikçe daha da yaşlanıyor, hantallaşıyordu. Aldığı “eğitim” ve “aile terbiyesi” yüzünden bir hayli şımarık ve burnu büyüktü. Zaten kimi pedagoglara göre Avrupa’nın bu kadar kısa bir süre içerisinde yaşlanmasının yegâne nedeni de bu kibirden başka şey değildi. Avrupa ve ondan olan çocuklar, Dünya için fazlaca problem olmaya başlamış ve adı, ivedilikle ıslah edilmesi gereken işler listesinin tepesinde yazılıvermişti.

İçeriği Paylaş (C01 _th3me_)