Eleştiri

"Murder Me Mickey!": Natural Born Killers'ın Hatırlattıkları ve Medya

Natural Born Killers filminde, Mickey ve Mellory Knox çiftinin yakalanıp hapishaneye getirildiği sahnede, hapishanenin önünde durup çifte destek veren kalabalığın içinde açılan akıllara zarar pankartta yazar bu kelimeler: Murder me mickey!

Kesinlikle Deccal'i (The Anti-christ) oynayan bu iki çiftin kronik bir biçimde işledikleri cinayetler ve arkalarında yaptıkları cinayetleri anlatacak birilerini bırakma semptomları, bu müthiş çifti varolan medyatik sürecin bir parçası yapmaktadır. Bu medyatik süreç, aslında sistemi yok etmekle tehdit eden bu iki Anti-christ'ı bile öyle bir şekilde kutsamaktadır ki, kalabalığın içinden birisi -ki şüphesiz bu süreç içerisinde iyiden iyiye yabancılaşmış ve Deccal'den kendi ipini çekmesi için medet uman birisidir bu kişi- bir pankartla Mickey Knox'tan kendisini öldürmesini istemektedir.

Kanımca Natural Born Killers'ın en vurucu sahnelerinden birisi burasıdır, buradaki eleştiri çok ciddidir: Deccal'in bile bir süperstar muamelesi gördüğü bir toplumsal yaşamda sistem aslında kendisini öyle bir kurmuştur ki, sistemi en marjinal yollarla sallayan, darmadağın eden şu devrimci Anti-christ'lara bile medyatik süreç içerisinde sağlam ve sarsılmaz konumlar sunulmakta, böylelikle medya bir kez daha hizmetkarı olduğu söyleme borcunu ödemektedir.

Kitlesel Yalnızlık Şubesi: Facebook

“Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin...”
-İsmet Özel-

Her sabah daha bir yalnız kalkıyor insan artık yatağından. Ve her gün yeni zırvalarla dolduruyor yalnızlığını. Adına medeniyet diyoruz, geçip gidiyoruz.

Medeniyet bize her gün yeni oyuncaklar sunuyor. Öyle rastgele oyuncaklar da değil üstelik, günbegün açılan yaralarımızı kaşıyan süslü oyuncaklar. Etrafımızdaki binalar yükselir, caddeler kalabalıklaşırken küçülen egolarımızı şişiren oyuncaklar...

İnternet bu oyuncaklar için biçilmiş bir kaftan. Chat kanallarıydı, arkadaşlık siteleriydi, itiraf sayfalarıydı, online günlüklerdi derken, yeni “trend” facebook oldu. Televizyon programlarında tartışıla tartışıla, gazetelerde yazıla çizile bitirilemiyor facebook. Herkesi o denli sarmış sarmalamış durumda. Hatta facebook haberleri çıkıyor internet gazetelerinin haber sayfalarında. Facebook'taki “çılgın” gruplardan bahsediliyor mesela,

"Kitap Cafe"lerimiz

Bir ikindi vakti ben de oturdum kahvehanenin ezberlediğim masasına… Kahvehane dedimse yeni yetme adı “kitap cafe”..
Kahvehane kültürümüzde yaklaşık 500 yıldan beri var, ilk başta büyük eleştirilere uğramış. Hatta adını şimdi hatırlayamayacağım bir şeyhülislamın kahve dolu bir gemiyi deldirip canım kahvelerin denize döküldüğünü falan okumuştum, sonra molla sınıfından bir âlimle kalem ehlinden bir âlimin şiddetli tartışmalarını görebiliyoruz bu dönem için. Neden sonra bu kahvehaneler rağbet görmüş bir şekilde okur yazar kesimi tarafından.. Kahvehaneler okuryazar kesimin oturup geyik muhabbetleri ve bazen ciddi tartışmalar yaptığı mekânlar haline gelivermiş. Daha sonra okur yazar kesimden avamın kültürüne de yerleşen kahvehaneler entelektüel kimliklerini de kaybetmişler yavaş yavaş..

İçeriği Paylaş (C01 _th3me_)