Makale
Birey-Toplum Karşıtlığı: Modernite'yi Eleştirmek
Gönderen: Şemseddin Cihan Per, 07/02/2008 - 02:53
Leslie Lipson, “Demokratik Uygarlık” isimli kitabında şöyle bir önermede bulunur:
Özgürlük x Eşitlik = Demokrasi
Lipson, Rousseau'dan, Locke'a, Hobbes'a vesair siyaset felsefecisine, modernliğin en temel kaygılarından birisini yaşatmış olan bu sorunsalı işte bu denklemle ifade eder. Malum olduğu üzere, modernliğin işte bu en yüksek aşaması olan çağımız, kamusal alandan özel alana, siyasi örgütlerden insan hakları örgütlerine kadar, aklımıza gelebilecek her alanda kesin ve net bir "norm" koymuştur: Demokrasi. Dünyamızın çok yakın bir dönemde tanıklık ettiği en iğrenç saldırılardan birisi, işte bu yüce "norm"un altına gizlenilerek yapıldı.
Demokrasi çağımızın en önemli normu haline gelmişken, iki eski düşman da işte bu demokrasi çağının içinde yaşatılmak durumundadır, Lipson’a göre: Özgürlük ve eşitlik. Özgürlük bireyi temsil eder, Aydınlanma’nın vurgu yaptığı en önemli kavramdır belki de. Bunun yanında eşitlik de toplumla özdeşleştirilir; Devrimler Çağı’nın Aydınlanma’nın etkisiyle aleme verdiği nizamdır eşitlik. Herkes eşittir ve herkes özgürdür. Gençler, kanı kaynayanlar, avazları çıktığı kadar bağırırlar "özgürlük", "biz özgürüz" diye; müziğin sesini sonuna kadar açar ve özgürce tepinmeye başlarlar.
Beni de Yazar Yap Gazeteport!
Gönderen: Tarık Akat Salı, 13/11/2007 - 02:23
Ortaokulun ilk yıllarındaydı sanırım. Babamla pazarlığa oturmuştuk. "Ortaokul diplomanı alınca..." diye başlayan cümleler kuruyordu babam. Ben de devamen verdim nihai cevabımı: "Daktilo alır mısın bana?" Babam teklifi hemencecik kabul etmişti. Daktilo demiştim, çünkü yazar olmak istiyordum. Yazarlık işinin ön ve mühim şartını daktilo sahibi olma zorunluluğu sanıyordum. Aslında yazar olmak mı istiyordum, yoksa daktilo sahibi olmak mı... hâlâ emin değilim.
Seneler geçti. Bu süre içerisinde ne daktilom oldu, ne de yazar olabildim.
2007 yılındayız. Ne daktilom var, ne de yazarım.
Yazar Arayan Bir Gazete
Gazeteport namı ile ma'ruf internet sitesi (ki, "internet gazetesi" olarak anılmaktan büyük zevk alıyor kendisi) bir kaç ay kadar önce bir yarışma başlattı: Yazar Aranıyor. Nicelik itibarıyla büyük bir yarışma. Yüzlerce kişinin gönderdiği binlerce yazı, yazılara verilen puanlar; ödüller, ödüller ve ödüllerden sonra, üç kişi Gazeteport'un yazar kadrosunda yerini alacak. Tabii hatrı sayılır bir maaşla.
İslam'ın Altıncı Şartı: Mücadele
Gönderen: Edip Ozan Karaoğlu Çar, 17/10/2007 - 04:04
Herkes oturmuş bekliyor. Bu vazgeçişin nereye varacağına dair kimsenin bir fikri yok. Herkesin bu noktaya nasıl gelindiğine dair bir çok fikri var. Herkesin düştüğümüz bu bataktan nasıl kurtulacağımıza dair fikri var. Ama herkes oturmuş bekliyor. Kimi mehdiyi bekliyor, kimi ise kendisine düşen sorumluluğu başkalarının yüklenmesini. Kimi ne yapabilirim ki diyor kimi ne yapılabilir ki. Bunu açıksözlülükle söyleyebiliriz ki yenildik.
Bütün bu yılgınlığın, yenilmişliğin, umutsuzluğun içinde en azından umut etmeyi yitirmemek için çalışanların imdadına yetişen birileri var. Ne olursa olsun mücadele etmeyi bırakmamış ve zafer de kazanılabileceğini bize göstermiş olan birkaç adam. Geçtiğimiz yüzyılda işte bu adamların en kayda değeri idi Aliya “Bilge Kral” İzzetbegoviç.
İfadeye Hürriyet
Gönderen: resul davutoğlu Salı, 16/10/2007 - 01:45
İfade hürriyetinin olduğu diyar; sorunların kansız, en kolay çözüm bulduğu diyar. Konuşulan, serbestçe, korkusuzca, her yönüyle konuşulan mesele, hal yolunu kendi bağrından önümüze serer. Tartışılan her mesele, yumuşar, sertliği gider, kavranılır hale gelir.
Sözler düğümleri çözer. Kelimeler kapıları açar.
İki ciddi sorunumuz var. Muhafazakârların üstündeki baskı –onun sembolü başörtüsü olmuş- ve Kürt sorunu. Adeta kangrenleşmişler. Özellikle Kürt sorunu... Çözülmeli ama nasıl. Bu tarz yürüyemiyor ama nerden tutulacak.
Bu çetrefilliğe sebep konuyla ilgili her şeyin konuşulamıyor olması. İçteki bütün düşünceler ifade edildiği an, çözüm yolu hemen önümüzde açılacak. Ama baskı karanlık ve karanlıkta yol alınamaz.
Kürt sorunun böyle kangrenleşmesinin sebebi de, ifadenin önündeki engellerdir. Yıllarca önce bugün sathi olarak konuşulanları dile getirenler cezaevi ve mahkeme yollarına yollanmasalardı, acaba bu kadar acıyı görecek miydi bu topraklar. Hayır.
Başörtüsü ve Masonlar
Gönderen: resul davutoğlu Per, 06/09/2007 - 10:32
Başörtülülerin önündeki bütün engeller kalksa, üniversitelere serbest gitseler; hatta bütün okullara, devlet dairelerine, ordu evlerine, resepsiyonlara; heryere, engelsizce, herkes gibi, özgürce gidebilseler, ne olur? Hiçbir şey. Rejim falan yıkılmaz. Laiklik darbe almaz. Kimsenin hayatı darbe yemez.
Bir şey olur. Güzel bir şey. Devletle millet barışır. Aralarındaki duvar yıkılır. Akış mecrasını bulur. Huzur gelir. Gerginlikler biter. Tümü istenilen şeyler. Peki kim buna engel? Sanıldığı gibi büyük bir çoğunluk değil. Çok dar bir kesim. Ve bu kesimin ilginç bir özelliği mevcut: Dış bağlantıları var. Gizli dernek üyelikleri var. Akıllarını başkalarının ceplerine koymuşlar. Kiliklerinin rengine boyanmışlar.
Biraz açalım.
Bir ara köşe yazarları arasında kimi okuduklarına yönelik bir anket yapılmıştı. Fehmi Koru birinci çıkmıştı anketten. İkinci Çetin Altan'dı. Koru'nun bu sonuçtan sevindiğini konuyla ilgili yazdığı yazının kelimelerindeki renk ele veriyordu. Tabi bu onun hakkı. Her yazar okunmak ister. Hatta biraz okunmak için yazar. Neyse önemli olan bu değil. Önemli olan, Koru'nun bu araştırma sonunda yazdığı "ben kimi okuyorum" yazısı.
Çek Elini Hayatımızdan
Gönderen: resul davutoğlu Çar, 29/08/2007 - 09:18
Sen bir garip varlıksın. Bize benzemezsin. Dar kafalısın. Paranoyaksın. Asık suratlısın. Elini neye atsan, orda baharı öldürürsün. Kasvetsin.
Bizim varlığımız için varlığından geçmen gerek.
Sadece sınır çizebiliyorsun. Sevgin yok gibi. Bir soğuk varlıksın.
Neye dokunsan ondan hayatı alıyorsun. Dilimize el attın, ebkem olduk. Bize budanmış, türpülenmiş, müziğini yitirmiş, fakirleşmiş, senleşmiş, güdük bir şey bıraktın. Çınardı, şimdi ne hale gelmiş.
Tarihe el attın. Saçmalıklar mahşeri oldu koskoca tarih. Bütün meşhur adamları bir ırka hasrettin. Hatta neredeyse bütün ırkları bir ırk yaptın. Tarih öncesinde bilinmeyen medeniyetler oluşturdun.
Şimdi de senin bir silahşorun ortalıkta ve senin saçmalıklarını çok ciddi bir şeymiş gibi satıyor. Irklar hakkında ahkam kesiyor.
Kendisini de araştırmış mı? Kanı temiz mi? Dönmelik var mı yok mu pak kanında? Varsa kendisini nasıl hisseder? Sevmediği bir ırkın kanı damarlarında dolaşıyor mu?
Mavi Kanlılar
Gönderen: resul davutoğlu Cum, 24/08/2007 - 08:54
Bazılarının kanları mavi herhalde… Başkalarına yasaklar onlara mubah. Aşılmaması gereken sınırlar onlar için değil.
Bekir Coşkun "Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olmayacak" demiş. Olabilir. Hakkıdır. Tercihidir. Kimse kimseye zorla cumhurbaşkanı olamaz. Nitekim Sezer de bu yedi yılda "benim cumhurbaşkanım olmadı." Onun öyle bir derdi de olmadı. CHP’liler ona yetti. Aslında kimsenin cumhurbaşkanı olmadı. Bir değişik tarzda Çankaya denilen köşke ihtilatı sevmeyen bir misafir geldi. Sessizce ama belirli bir tavırla oturdu. Şimdi veda ziyaretlerine başlamış. Yakında Ankara Gölbaşı'ndaki müstakil evine taşınacak. Ve çok değişik bir devir bitecek.
Coşkun yukarıdaki cümleyi yazısının sonuna ekleyince Başbakan da "o zaman Türk vatandaşlığından çık" demiş. Yukarıdaki cümleye bu cümle çok mu ters... Hayır. Birçok vatandaş yazıyı okuduktan sonra muhakkak bu cümleyi ya telaffuz etmiş, ya da düşünmüştür.
Siyasetle Öldürülen Zaman
Gönderen: resul davutoğlu Pzt, 20/08/2007 - 08:51
Gündemi okumak, boş demeçlere vakit harcamak ve ayak üstü söylenilmiş bir iki cümleyi kaale alıp, onların üzerine yorumlar yapmak ne kadar sıkıcı bir uğraş. Ama bu gerçeğe rağmen kendimizi bundan koruyamıyoruz. Bir sele tutulmak gibi biz de buna kapılıyoruz. Bir kör dövüşünün bitmek bilmez faydasız hay huyundan bu topraklarda kendini muhafaza edebilmek namümkün.
Siyaset kasvetleştiriyor. Amerika'da başkanlarının ismini bilmeyenlerin sayısı oldukça fazlaymış. Bizde Sezer'in ismini bilmeyen var mı veya popüler başbakanımızı tanımayan?
Boşluğumuzu siyasetle doldurmaya çalışıyoruz lakin işe yaramıyor. Çünkü boşluk boşlukla doldurulamaz.
Bir çok yazar, -mesela yurt dışını çok iyi bilen Elif Şafak- bizim siyasete ilgimizin gereğinden çok fazla olduğunu, batı ülkelerinin hiçbirinde böyle bir durumun olmadığını yana yakıla belirtir.
Chp ve Güç Odakları
Gönderen: resul davutoğlu Paz, 05/08/2007 - 08:05
chp komada. bitkisel hayatta. yakında ölmeyecek hayır. ama dirileceği de yok. uzun süre öyle kalacak.
chp seçimde hezimete uğradı. malum olduğu üzere dsp ile beraber ancak yüzde yirmi küsür oy alabildi.
onur öymen en olmayacak şeyi yaptı bu yenilgiden sonra; milleti suçladı. buna cılız bir kaç itiraz dışında pek tepki gösteren de olmadı. ne de olsa o cenahta milleti suçlamak, genetik hastalık gibi. onun pratikleştirilmesiyle var olmuşlar, onunla dirilmişler, bugüne gelmişler. o suçlama üzerinde yükselmişler.
yalnız chp'nin başarsızılığını teşhis için hazırladığı rapor medyada adeta infial yarattı. seçimlerden önce baykal'ı şeyh mertebesine çıkarıp ondan kerametler nakl edenler, mış'lı cümlelerle dalgalarını geçmeye başladılar.
rapor evlere şenlik tarzda. hazırlayanlara göre seçim başarısızlığında chp'nin hiçbir suçu yok. suç akp propagandası yapan cami imamlarında, halka bir şeyler dağıtan sosyal yardımlaşma kurumlarında, ikinci cumhuriyetçilerde, akp'yi destekleyen medyada, avrupa'da, abd'de de v.s.
chp... onun hiçbir suçu yok. varsa da baykal'ın muhaliflere tavrı malumken, raporu hazırlayan merkez yönetim kurulundan kim disiplin kuruluna sevkini göze almadan, partiyi veya baykal'ı mesul gösteren bir şeyler yazabilirdi.
hizipçi baykal'ın, aykırı seslere hiç tahammül edemediği malum.
sükut ridaları olacak
Gönderen: resul davutoğlu Salı, 31/07/2007 - 00:00
sükut görülüyor onlarda. derin, derbeder ve hakettikleri bir sükut.
büyük bir hayal kırıklığına uğramış gibiler. ummadıkları bir hal gerçek olmuş hayatlarında.
eski fotoğraflarına dahi bugün tesir ediyor sanki.
kimden mi bahsediyorum. aşırı laiklerden. hiç kimseyi dinlemeyen, kendi doğrularından başka doğru tanımayan, kendi bildiklerinden başka bir şey okumayan, fikirleriyle acımasızlaşmış, öfkeleriyle acımasızlaşmış, sesleri duymayan, kırdıklarını görmeyen, söndürdüklerini görmeyen, bağnazlıklarıyla bütün sertliklerine kılıflar bulan, simaları sinelerinden haber veren, aşırı laiklerden.
halkın tokadıyla savruldular. şokla ayıldılar.

Son Yorumlar
1 gün 20 Saat önce
4 Hafta 1 gün önce
5 Hafta 2 Gün önce
7 Hafta 5 Gün önce
8 Hafta 2 Gün önce
9 Hafta 1 gün önce
9 Hafta 6 Gün önce
10 Hafta 5 Gün önce
11 Hafta 4 Gün önce
12 Hafta 12 Saat önce