yalnız ardıç (cahit zarifoğlu şiiri ekseninde hayat ve şiir)
İdris Ekinci - Kasım 13th, 2008
Aslında bütün masal “Sultan” şiiri içerisinde gizli. Sultan’da bir ömrün acısı, özlemi, gayesi hasılı Zarifoğlu masalının ana hatları bulunmakta. Bütün bir hayatın, bir kaygının ve bir yerlere yetişme trelaşının içinde geçmesi; bizlere şiiri ve duyarlılığı getirmiştir. Şimdi yalnızca acı var ortada// Gamzem oyuyor düşüncemi/Kime eşitim nasılım nerdeyim/ Gamlanmaktayım. Evet, birileri hayatın sathında veya kıyısında dolaşmak yerine sanki bütün insanlık adına bu meczup akışın tam ortasına atlamıştır ve kendi kendine bin uykusuz gece geçirdin/yeni bir uykusuzluk binliği aç diyebilmiştir. Kalbin şuurundan süzülmüştür yaşamak ‘ın narin adımları. Ha ben ha varlık göçmeni kalbimin şuuru demek, dünyevi yükleri sırtından atmış, sadece taşınması gerekeni yanına almış bir duyuş, bir duruş demektir. Çünkü bir hak vardır ortada. Verilmesi gereken, yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük: şu küçücük kalbde/(yaman halimiz helal ettiremezsek)/nice hakkın yüklü. Bu bir taşın altına elini koymanın resmidir, bu bir soylu meşakkatin omuzlanmasının adıdır. İnsan büyük buyruğun, kadim emanetin yılgınlık tanımayan memurudur, olmalıdır.
Cahit Zarifoğlu derken neden illa ki şiirden dem vururuz? Şiir olmasa, şiir Zarifoğlu ile aramıza girmese nasıl bir iletişim kurardık, kurabilir miydik? Herhalde bu sorulara olumlu cevap verebilmek biraz zor olsa gerek. Çünkü bizzat kendisi yazdıkların şiir değilse kalsın diye seslenir ve ardından devam eder: cennette sevdan çık dışarı. Her ne kadar onun şiirinin kapılılığından ve kendine has bir dili olduğundan sıklıkla bahsedilse de; biraz alışıp, üzerine biraz eğilinen yapının yavaş yavaş çözüldüğünü duyumsarız. Aslında bu zahmetli gibi görünen uğraşın sonunda kazandıklarımızın ne denli güzel ve büyük olduğunu bir anlasak, hiçbir zahmet bizi bu düzlemde yürümeden alıkoyamayacaktır. Çünkü Zarifoğlu, şiiri oluştururken çok zengin bir coğrafya ve malzeme üzerinde eğleşir. İmge yoğunluğu ve hassas duyuşlar hayata bakışın ne kadar geniş olduğunu hissettirir. Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil/ isyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün diyen şair, çağırısının kaçınılmaz olduğunu herkese ve her şeye ünlemekle devam eder yoluna.
Zarifoğlu şiirinde imgenin geniş imkanlarını ve duyuşun derin yoklamalarını sıkça görmek mümkündür. Elimle/kendi elimi tutuyorum/yan yana gidiyormuşum gibi kendimle dizelerinde İkinci Yeni’nin, Necip Fazıl’ı tarif eden: üstad necip fazılı anlattım dedim ki//o görünür görünmez/daha ilk sesi ilk kelimeleri/ilk mimikleri ve yüzünde/iç içe dönen binlerce daireyle/insanı alıp gönül hücrelerine salar/kanının yapısı bozar/yepyeni bir terkiple atar meydanlara dizelerinde de hassas duyuşun derin yoklamaları mevcuttur.
Modern zamanlar insanı kendisiyle yüz yüze gelmesine imkan tanımıyor. Çoğalan eşya, eğlence ve uğraşı alanı insan bir an olsun durup güzel şeyleri seyretmesinin önüne geçiyor. Bu ortamda artık aşk insan kalbine sığmıyor. Kıstırılmış ve alanı daraltılmış insan, kendi sürekli ıskalayarak yaşıyor. İşte bu raddede kaygı ve hüzün imdadımıza yetişiyor. Kaygı ve hüzün insanı kendine döndüren, kendiyle meşgul olmasını sağlayan en önemli saiklerdendir. Çünkü aşkın olana ve metafizik gerilimin sınırlarına en çok bu onlarla iç içe olduğumuzda yaklaşılır. Zarifoğlu bu durakta insana seslenerek: alevli hüzünlenirdin mevla için unutulanı hatırlatma ödevini gerçekleştirmektedir. Çünkü insan yaradan yokmuş gibi hüzünsüz ve ağlamasız yaşayamaz. İnsan kendine verilen zamanı yerli yerinde değerlendirip, o derin gaye ulaşmasını bilmelidir. Bunu durumdan insanı haberdar etmeye çalışan Cahit Zarifoğlu şöyle devam eder: Bir gün ister istemez/karşısında olacaksın kaçtıklarının/.. /Dua et/o gün mahşer olmasın.
Yaşarken üstlenilen en büyük görev de, sevgi yolunda kıdemli olmaktır. Zarifoğlu emir ve yalvarış hallerinin iç içe olduğu şu dizesinde bizlere bu görevi hatırlatır: Sen sevgileri göğüsle ve ne olur anla. Bütün şiirleri bu temel üzerine kurulmuş gibidir. Sevgiyi açımlamak ve onu bütün buuduyla yaşanılır kılmak: Aşabilsem boğulmalarını ömrümün/ Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları. Varlığın merkezindeki bu sihirli saik, her oluşun güzergahını da tayin etmektedir. Bu öyle bir bilinçtir ki: akraban açken uzanmasın elimiz ekmeğe/ komşu tasalıysa tasalansın evimiz/ iştahayla gülünmez bizde/ azbiraz tebessüm edilir/ dünya için sevinilse. Sonra daha ileriye giderek, muhtacın karşısında benlik hiçe indirgenir: Bir gün elbette sofaraya birlikte çökeriz/ Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Cahit Zarifoğlu yer yer üslubunu sertleştirir. Şiirinin içindeki tipler, kasları gelişmiş, sabırlı ve yılmayan, acının tezgahından geçmiş tiplerdir. O yüzden rahatlıkla isteklerini ve uyarılarını ardı ardına sıralayabilir: kardeşim dedim /acılarıma da kardeş olur musun/… / dedim kardeşim/ omuz başlarımdaki şu yara/ormanların serin gölgesindeki papatya değil/arif bir bilinçle yürürken oldu/ yüce buyrukla.
Zarifoğlu kenidisiyle sürekli karşı karşıya gelen bir şairdir. Bu buluşmalar hayata yeniden dokunmanın zırhıyla örülür: Şimdi korkularımla/ Başbaşayım/ Kum saati/Devrilmeyecek bir daha. Her an tazelenen bilinç ve kaygı demetleri, şairimizin ellerinde rengini bulur. Seslenmenin ötesine geçen haykırmalar doldurur çepeçevre her yanı. Bıraksam gamzelerin aksın odalarıma/ Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım/.. /Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara/ derler ki bu adam isyan basıyor damarlara. [ Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni/ Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.] Herkes bu kez/sesini yüksek bağlasın. [Yaşamak bir sokak lambası gibi/ Bir gece evden atılmış çocuk gibi/ Tek bir damla tek bir ses gibi/ Aklıma düşüyor.
Sonunda yaşamak bir dua oluverir. Şair Allahım/ Yol boyunca/ Bırakma elimi/ Düşerim sonra/…/ Allahım/Yol boyunca/ Tarih boyunca/ Başıboş bırakma bizi diyerek düşüncelerini aşkınlığın duvarlarına dayar.
“Anlatabildik mi arkadaş. Acaba/ Körebe bitti duvarı kaldır at.”



